Burcu TANER

Harmanda yüzü olmayanlar

Burcu TANER

Siz hiç bir tarlaya gölgenizi düşürdünüz mü bilmiyorum? 

Soğukta elleriniz çatlar, sıcakta ağacın gölgesinde bir yudum su içmek dünyanın en büyük bahtiyarlığı gibi gelir. Zeytinciyseniz yukarı bakmaktan boynunuz tutulur, omzunuz kış boyu zor kendine gelir. İncirciyseniz, domates, nohut, arpa ekip dikiyorsanız aklınızda kaşıntısı kalır. Buğdayı ambara taşırken beliniz tutulur. Bütün bunlara rağmen gökyüzüne de yeryüzüne de minnetle bakarsınız. 

Bir tomurcuğu seversiniz, rüzgarda salınan ekinlerin mucizesinde içiniz ışır. Ağaçlara da kediler gibi karakter atarsınız. Meyvesinden tanır, kuş hakkı, göz hakkı diye paylaşırsınız çocuklarla, tekmil canlıyla. Dedeler, nineler bostanın güzelini, meyvenin irisini toruna saklar cebinde. Kim bilir kaç kişinin gözünü dolduran bir çocukluk anısıdır, kıvançla uzatılan bir meyve...

EN GÜZEL TESLİMİYET

Bunların hepsi üretmenin sevincidir. "Ekersin yere, bakarsın göğe" düsturu dünyadaki en güzel teslimiyettir belki. Plazalar dünyasında bilmediğimiz motivasyonları da vardır çiftçilerin. "Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz" derler. Her tarlada bir muzip olur o yüzden, manilerle, şarkılarla, şakalarla "tembelleri" yola getirir. Üreticilik böyle böyle güzeldir.

Güzeldi...

1980'li yıllardan itibaren "Haramiler el uzattı aşına, tütününe, fındığına, çayına" diyen türküler çıktıkça çiftçi tarlaya küstü. Toprak gibi ufalandıkça, sürekli poyraz yedikçe bereket kaçtı, keyif de. Ben anneden, babadan çiftçi; "modern" günlerin hengamesinden de gazeteciyim. O yüzden üretmeyi birinci işim bilirim. Maalesef bu keyif nasıl kaçtı hem tarlada, hem sütunda, satırda gördüm. Telefonun ucunda görüş almak için aradığımda gözleri dolarcasına konuşanların başında da hep üreticiler, üretici temsilcileri geldi. Zira şarkılar nostalji olur, filmler de... Ama sırım saçlı buğdaylar, zümrüt zeytinler, bal damlayan incirler ne ara nostalji oldu?

ALIN TERİ, GÖZYAŞI

Prof. Dr. Harun Raşit Uysal'la konuştuğumda da boğazımda bir yumrukla dinledim anlattıklarını. Ağacın başında zeytin yok diye sevinmesine mi üzüleyim, yaş ortalaması 60 olan çiftçinin tarlasına küsmesine mi? Çoğu çocuk mandalinanın kokusuna hasretken yerlerde çürüyen mandalinalara mı? IMF ve Dünya Bankası süreçleriyle başlayan, ekonomide dışa bağımlılığı mühürleyen tüm süreçler üreticinin alın terine gözyaşı karıştırdı. Şehirdeki milyonlarca işsize ırgat olarak karışacak üreticilerin dün olduğu gibi bugün de harmanda yüzü var ama tarlada izi giderek azalıyor. Çiftçi yere bakıyor, çaresizliğinden. Göğe bakıyor ah'ından.
Sebebi mi?

Üreticiyi de tüketiciyi de umursamayan, plansız tarım politikalarını "yeni dünya düzeni" diye kendine dayatanlar, tarlada da harmanda da yüzü olmayanlar…

Toprak artık çeşit çeşit nebatatın değil Harun Hoca'nın şu sözlerinin konusu:
"Açalım mezarı, üzerine 'tarım' yazalım, gömelim..."

Yazarın Diğer Yazıları