Hastanelerdeki çocuklar sesleniyor: Mutlu olmak varken...
Burcu TANER
İzmir'de bir devlet ya da üniversite hastanesinde bir çocuksunuz. Kocaman koridorlar, devasa masalar, sandalyeler, parka açılmayan kapılar, az önce silinmiş zeminin tuhaf çamaşır suyu kokusu... Evdeki gibi değil. Oyuncaklar da yok, alıştığınız kokular ve sesler de. Bir terslik var, hissediyorsunuz ama anlayamıyorsunuz. Kendi odanızda, bahçenizde değilsiniz. Tanıdık bir şeyler lazım: Pelüş bir ayı, bebek, en sevdiğiniz araba... Saatler, günler geçiyor; bunlar da yetmiyor. Oyun, sadece oyuncakla olmuyor. İncecik bileklere kateter takılıyor; yemekler dağıtılıyor, serum kokularına karışıyor. Eve gitmek istiyorsunuz. Sonra akşamüzeri kapı açılıyor. Rengârenk kıyafetli ablalar kapıdan gülümseyerek giriyor. Doktor ya da hemşire abiler, ablalar değiller. Buraya nasıl girmişler? Yaşasın! Onlar, Mutlu Olalım'dan "büyük arkadaşlar." Şimdi hayat renklenecek. Çünkü bir çocuk yaşadığına oyunla inanıyorsa, yetmeyen oyuncakların yerine gerçek oyunlar gelecek. "Elim nerede?" diyecekler, gülecekler; topları kovadan kovaya ilk aktaranı alkışlayacaklar; kulaklıkla şarkıyı yanlış söyleyince gülecekler. Hem de çok gülecekler. Mutlu olacaklar... Bir çocuk daha fazla neyi hak edebilir ki? Hele yolu hastaneye düştüyse... İşte İzmirli Özlem Arman; 1 değil, 5 değil, tam 26 yıldır hayatını o çocuklar gülsün diye yaşıyor. Benim de 2013 yılında çiçeği burnunda bir muhabirken projesini haber yapmak için kapısını çaldığım, 10 dakika içinde kendimi gönüllü olarak bulduğum bir hareket Mutlu Olalım. Her meslek grubundan onlarca gönüllüsü oldu. Behçet Uz, Ege Üniversitesi ve Tepecik hastanelerindeki çocuk servislerinde, oralardan geçen 80 bine yakın çocuğun hayatına dokundu. Tüm gün oradan oraya koşuşturmuş annelerine, babalarına da denildi: Hadi gidin bir çay için, şöyle bir rahatlayın, çocuğunuz bize emanet. Bazen onlar için de psikolojik destek sağlandı, İzmir'de kalacak yeri mi yok, buzdolabı mı eksik, resim kalemi mi? Onun imdadına da Mutlu Olalım koştu. 23 Nisan, 29 Ekim, Ramazan ve Kurban bayramları ile yılbaşı gibi özel günlerde çocukları cam kenarında mahzun mahzun oturtmadı; Mutlu Olalım'dan arkadaşlar "Haydi oyuna!" dedi. Hediyeleri de vardı tabii ki. Yüzlerce destekçinin sağladığı bayramlık elbiseler, oyuncaklar... Her gönüllü; hijyenden psikolojiye kadar hastanede bir proje yürüttüğünün farkındalığıyla eğitildi. Oyunlar da hediye dağıtımları da bir gülüşüne dünya feda edilecek çocukların tıbbi durumuna göre düzenlendi. Bu titizlik başarıyı da getirdi; Mutlu Olalım Projesi, Fark Yaratanlar Ödülü'ne layık görüldü. Mutlu Olalım sadece mutlu etmedi; aynı zamanda hangi hastanede, hangi serviste, hangi yaşta ve cinsiyette kaç çocuk olduğunun bilgi birikimini de oluşturdu. Bir bayram öncesi hediye paketlemesi yaparken Özlem'in "Behçet Uz Onkoloji'de 7 yaşında bir erkek çocuk var ama 6 yaş verelim; çocuğu ve ailesini büyük gelen bayramlıkla üzmeyelim" dediğinde gizlice nasıl ağladığımı bir ben biliyorum. Hayatın akışını bazen gürlediğimiz ırmaklara yöneltemiyoruz. Çoğu gönüllü gibi ben de işti, güçtü, ebeveynlikti derken sadece ufak desteklere yönelmek durumunda kaldım. Ama Kasım 2013'te yaptığımız röportajda "13 yıldır aralıksız sürdürüyoruz" diyen Özlem Arman, bu projeden hiç vazgeçmedi. Mutlu Olalım da asla gönüllüsüz kalmadı. İhmal dediğimiz şey iyi niyetten de kaynaklanabilir; sanırım biz eski gönüllüler de hep Özlem'in dirayetine ve çocukları mutlu etmek isteyen insan yüreklerinin bitmeyeceğine inandık, daha doğrusu bunun konforuna sığındık. Gelelim bugüne... O röportajın üstünden 13 yıl geçti. Proje başkanımız Özlem'le Alsancak'ta karşılaştım. Yanında genç bir arkadaşım vardı; "Dedim, tabii ki gönüllümüz." Mutlu Olalım'ın şu anda hangi hastanelerde oyun yaptığını, günlerin değişip değişmediğini sorayım derken birden bir sessizlikle karşılaştım. "Pandemide hastanelere giremedik, ondan sonra da akşam oyunlarımız için ne yaptıysak engelleri aşamadık; oyunları yapamıyoruz" dedi. Anlattığına göre şu anda sadece hediye dağıtımı, küçük moral ziyaretleri, çocukların ailelerine destekler, kan ve organ bağışı kampanyaları ile Mutlu Olalım'ı yaşatmaya çalışıyorlar. Ancak çocukların bundan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu ben biliyorum. Yüreğim biliyor. Hemşire Abla damar yolu açmak için geldiğinde salı günü Behçet Uz'da, çarşamba günü Ege'de, perşembe günü Tepecik'te çocuklar ağlamıyordu. Çünkü akşama oyun vardı. O yüzden şimdi sadece Mutlu Olalım'ın, Özlem Arman'ın ve gönüllülerinin bir dileği değil bu; süt bebekten nefrolojiye, gastrodan onkolojiye, büyük çocuktan kardiyolojiye kadar tüm servislerdeki çocukların gizli duasıdır Mutlu Olalım. Buradan ilgili hastane yöneticilerine, başhekimlerine ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü'ne İzmirgaste adına bir çağrıda bulunmak istiyorum: Mutlu Olalım, yeniden o loş hastane koridorlarını bir saatliğine renklendirmeye devam etsin. Pandemi bitti, biz maskelerimizi attık; onlar ise minicik renkli maskelerinin altında çocukluklarının kahkahalarını saklıyorlar. Ne olur saklamasınlar... Pandemiden anlamadıkları gibi bürokrasiden de anlamıyorlar. Varsın anlamasınlar. Oyunla yaşama bağlansınlar. "Mutlu olmak varken bu dünyada", duvarlara bakıp anlamadıkları bir hayatın yükünü sırtlamasınlar.