Selma SALLIOĞLU

Tahtadan insana uykudan uyanışa

Selma SALLIOĞLU

Peki ya masallar bizi uyutmak yerine uyandırmak için yazılmışsa… Tahtadan bir kukla bizi nasıl uyandırır? Üstelik ipleri bile olmayan ama konuşabilen, gülen, okula giden, hata yapan, yalan söyleyen bir kukla… Küçüklüğümüzün masalları… Bize hep başkalarıyla alakalı şeylermiş gibi geldi değil mi? Hep dışarıya bakmayı öğrendik ama bazı masalların asıl adresi insanın kendi içidir. Pinokyo’nun yazarı İtalyan gazeteci Carlo Collodi’dir. 1881’de yayımlanmaya başlayan bu masalı “yaramaz bir çocuğun başından geçenler” diye bakarsak, hikâyenin derinliğini ıskalarız. Pinokyo’ya spiritüel bir uyanış metaforu olarak bakmanın zamanı geldi. Onun hayat yolculuğu Geppetto’nun ham ve şekilsiz bir odun parçasını işlemesiyle başlar. 

Bu ezoterizmde ham insanın eğitilip, ruhsal olarak olgunlaşmasını simgeler. Pinokyo tahtadan insana dönüşüyor. Bunun için belli bir süreçten geçiyor, bedeller ödüyor. Geppetto usta elindeki ham ve şekilsiz odun parçasını kaybettiği oğlunun yerine geçmesini hayal ederek işler, şekillendirir. Bu tahta bir şekilde can bulur ama insan değildir. İnsan da doğduğunda hamdır ve büyüdükçe karakteri şekil alır, şekil değiştirir. Bizler insan bedeninde olsak da insanlık mertebesinde olmayı öğrenmemiz zaman alabilir. 

Pinokyo okula gitmesi gereken bir günde zaaflarının peşinden gider. Aklına eseni yapar. Her seçiminde hata üstüne hata yapar ve acı çeker. Pinokyo’yu bir bireyin uyanışını, cehaletten kurtulup insan olma yolculuğunu anlatan ezoterik bir hikaye olduğunu düşündünüz mü hiç? Pinokyo’nun burnunun yalan söyledikçe uzaması sadece çocukları eğlendiren bir ayrıntı değildir. İnsan önce başkalarına değil, çoğu zaman kendisine yalan söyler. Tabii ki bu yalanları bilinçaltımız gayet iyi bilir. Yalan büyüdükçe burun yerine insanın içindeki mesafe uzar. Kendimizden uzaklaşırız. Sonra maskeler gelir. İyi, güçlü, başarılı, mağdur insan maskeleri… Bir süre sonra maske mi bizi, biz mi maskeyi taşırız belli olmaz. Masalda Pinokyo’nun konuşan çekirgesi, onu sürekli uyaran bir sestir. İnsanın içindeki ilahi sesi, vicdanı, sezgiyi ve doğruyu yanlıştan ayıran iç sesi hatırlatıyor. 

Mavi Peri ise masalın başka bir kapısı… Kişiyi doğru yola yönlendiren yüksek bilgeliği temsil eder. Pinokyo’nun kendi karanlığında kaybolduğunda yolunu hatırlatan bilgedir. Bazen bir yakınımız, bazen bir öğretmen, bazen yaşanan büyük bir acı, bazen de hayatın kendisi bize yol gösterir. Yol gösteren ne kadar çok olursa olsun, yine de bu yolculuk size aittir. Pinokyo sorumluluk almayı, fedakârlığı, sevmeyi ve başkalarını düşünmeyi öğrendiğinde, bedeni kuklalıktan kurtulup gerçekten insan bedenine dönüşüyor. Tahta bedeninden kurtulup ete kemiğe bürünmesi bile felsefi bir uyanış metaforudur. Bu bir dönüşümdür. 

İNSANIN ODUN HALLERİ

 İnsan olmakla insan gibi görünmek arasında fark var. İnsanlık; kendini tanımak, yanıldığını kabul etmek, vicdanını dinlemek, başkasının acısını hissedebilmek ve gerektiğinde kendi çıkarından vazgeçebilmektir. 

İşte o zaman bizi saran tahtalar kırılmaya başlar. İnsanların tahta gibi donuklaştığını, ruhlarını dahi unutup, mekanik bir hayata nasıl hapsolduklarını görebiliriz. Pinokyo: “pine” yani çam/kozalak ve “occhio” göz anlamındadır. Modern spiritüel dünyada Pinokyo üçüncü göz ve epifiz beziyle ilişkilendirilir. Collodi’nin kesin olarak böyle bir niyet taşıdığını söyleyemesek de; hikayeye sembolik bir kapı açar. Kozalak… Göz… Görmek… Uyanmak. Uyku halinden çıkıp kendi gerçeğini görmesi, yani o içsel gözünü açması… İnsan bazen gözleri açıkken de uyur. Eğer her gün aynı şeyleri yaparsak bu bile bizi ayakta uyutmaya yerer. 

İşte asıl odun olma hali budur. Ruhun unutulması. Hayatın otomatik pilota bağlanması… Maalesef hepimizin içinde tutunduğu gereksiz yükler var. Hepimizin içinde bir parça Pinokyo var. Kiminin öfkesi tahta gibi kabuk bağlamış.

 Kiminin korkusu, egosu, fazla iyi niyeti vs. Kimi de yıllardır söyleyemediği bir gerçeğin içinde kabuk bağlamıştır. Eğitim, yalan söylememek ve asıl cehaletten kurtulmak ne kadar hayati değil mi? 

Artık masalları uykudan önce değil, uykudan sonra olarak da değerlendirebiliriz. Çünkü asıl amaçları bizi uyutmak değil, uyandırmak olabilir.

Yazarın Diğer Yazıları