Selma SALLIOĞLU

Para hırsının gölgesindeki Türk dizi sektörü

Selma SALLIOĞLU

Dizi sektöründe perde kapanıyor mu?

Kalitesiz ve gürültülü senaryolardan bıkan nitelikli kitle zaten dijital platformlara sığınmıştır

Reyting odaklı bu ticari körlük, ekranları tep tipleştirdiği için ve yüksek kazançlar döngüsünün faturası ağır oldu.

Bir oyuncu, bir haftanın dört günü çalışıp, o kaşeyle bir daire alabiliyorsa bunun bir sonunun olabileceği düşünülmeliydi. Bir bölümü bu kadar uzun süren dizilerin olması kabul edilebilir değil. Hem sektör çalışanlarına, hem de seyirciye yazık. Lale devri sona eriyor.
İnsanlık binlerce yıldır hikâye anlatıyor. Antik Yunan'da Dionysos şenliklerinde başlayan tiyatro geleneği, bugün televizyon ekranlarına, dijital platformlara kadar uzandı. Değişen sahneler, oyuncular, teknikler… Değişmeyen tek şey; insan, başkasının hikâyesinde kendinden bir parça arıyor.

Aristoteles, Poetika adlı eserinde tragedyanın insan ruhunda yarattığı arınmayı, yani katarsisi anlatır. Seyirci, izlediği hikâyenin acısı, korkusu ve heyecanıyla yüzleşir. Bazen ağlar, bazen güler, bazen de kendi hayatını sorgular.

Türkiye'de ilk yayınlanan Kaynanalar dizisi, 19 Mayıs 1974'te TRT ekranlarında izleyiciyle buluştu. Tekin Akmansoy ve Leman Çıdamlı'nın hayat verdiği Nuri ve Nuriye Kantar ailesi, Kayseri'den Ankara'ya göçün, gelenekle modern hayatın çatışmasının mizahi bir aynasıydı. İzleyici kendinden bir şey buldu. Dizi tam 30 yıl boyunca ekranlarda devam etti.

Aradan yarım asır geçti. Türk dizilerini artık bütün dünyada izleyebilirsiniz.  Oyuncularımız tanınıyor, hikâyelerimiz başka dillere çevriliyor. Bu, küçümsenecek bir başarı değil. Ancak sektör bugün büyük bir krizin içinde. Geçen hafta altı dizinin yeni bölümü yayınlanmamış. Erken finaller, ertelenen projeler, oyuncu ve set çalışanlarıyla ilgili belirsizlikler gündemde.
Dünya pazarına açılan bu sektör neden kendi evinde tökezlemeye başladı?

2022-2023 sezonunda 57 olan dizi sayısı, 2025-2026 sezonunda 36'ya gerilemiş. Bölüm başına ortalama yapım bütçesi ise 14 milyon liradan 22,5 milyon liraya çıkmış. Bazı yapımlarda bu rakam 30-35 milyon lirayı bulmuş. Reklam gelirleri aynı hızda büyümeyince hesap şaşmış.

Başrol oyuncularının bölüm başına milyonları bulan kazançları konuşulurken kamera arkasındaki emekçilerin, teknik ekiplerin, set çalışanlarının payına ne kalıyor? Elbette oyuncu emeğinin karşılığını almalı. Ancak birkaç yıldızın kaşesine göre kurulan bir ekonomide sürdürülebilirlikten söz edilebilir mi?

Sektörde belli çevrelerin ve isimlerin ağırlık kazanması, rekabetin daralması, yeni yüzlerin ve yeteneklerin yeterince fırsat bulamaması da ayrıca sorgulanmalı. Her başarılı oyuncunun yolu açık mı? Her iyi senaryo ekrana ulaşıyor mu? Yoksa bazen yetenekten çok ilişkiler mi konuşuyor?

Bütün bunlara yalnızca açgözlülük deyip geçmek kolay. Kontrolsüz büyüme, yanlış maliyet hesapları, kısa vadeli kazanç beklentisi bir araya gelince krize girilebiliyor.

Sonuçta mesele yalnızca dizilerin yayınlanmaması değil; bir ülkenin hikâye anlatma gücünü nasıl koruyacağıdır.

Seyirciyi geliştiren hikâyeler üretmek yerine… Sürekli kendini tekrar eden mafya temalı , agresif hikâyeler üzerinden hep daha fazla kazanma hırsının bedeli dizi sektörü için çok ağır oldu.

İzleyici kumandayı bırakabilir ama bir ülke, hikâye anlatma yeteneğini kaybederse bunun telafisi kolay olmaz.

Yazarın Diğer Yazıları