Düşünün; Cumhuriyet üç günlüğüne ortadan kaybolmuş…
Bir sabah uyandığımızda artık yöneticilerimizi seçemediğimizi, kadınların eşit haklara sahip olmadığını, düşüncelerimizi özgürce açıklayamadığımızı öğrensek ne yapardık?
Cumhuriyet, “Kıymetimi bilmiyorsunuz!” diyerek hayatımızdan çekip gidebilir mi? Elbette hayır. Ancak biz onun kıymetini bilmezsek, bize kazandırdıklarını zamanla kaybedebiliriz.
Cumhuriyetin bizlere sunduğu imkânlarla ne yaptık?
İnsanların kan bağına, cinsiyetine veya sahip oldukları servete göre değil, eşit yurttaşlar olarak değerlendirilmesi ne büyük bir lükstür. Monarşide olduğu gibi insanın bir yöneticinin kulu değil, hak sahibi bir birey olması kadar önemli ne olabilir…
Cumhuriyetin asıl devrimi insanın konumunun değişmesidir.
Osmanlı'da padişahlığın babadan oğula geçtiğini herkes biliyor. Ve toplum, "millet" bilinciyle değil; inanç gruplarına göre (Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler) ayrılır ve yönetilirdi.
Bir toplum içerisinde din ve mezhep olarak sınıflara ayrılmak biraz ezici değil mi?
Monarşi ile Cumhuriyet arasındaki temel fark: Birinde yönetim hanedana, diğerinde egemenlik millete dayanır. Esas olan millettir.
Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti bir bakalım…
Osmanlı'nın son döneminde devleti kurtarmak için farklı fikirler ortaya çıktı.
Osmanlıcılık, farklı toplulukları ortak bir Osmanlı kimliğinde birleştirmeyi amaçladı.
İslamcılık, Müslümanların birliğini öne çıkardı.
Batıcılık, bilimde, teknikte ve kurumlarda çağdaşlaşmayı savundu.
Türkçülük (Turancılık) ise Türk kimliğini, dilini, kültürünü ve ortak tarih bilincini öne çıkardı.
İmparatorluk çözülürken hepsinin yüzleştiği soru: Bu devlet nasıl ayakta kalacak?
Türkçülük, bu sorunun cevabında millî kimliği ve ortak gelecek fikrini güçlendiren düşünce akımlarından biri oldu.
Ziya Gökalp gibi düşünürler, milleti yalnızca kan bağıyla açıklamayan; dil, kültür, eğitim ve ortak değerler üzerinden tanımlayan bir anlayış geliştirdiler. Ömer Seyfettin de yazıları ve hikâyeleriyle Türkçenin sadeleşmesine ve millî bilincin yaygınlaşmasına katkıda bulundu.
Türkçülüğü önemli kılan, bir topluma kendi kimliğini hatırlatması, dilini ve kültürünü yaşatma iradesi kazandırmasıdır. Millî bir kimlik oluştururken başkalarının haklarına da saygı göstermesidir.
Bağımsızlık mücadelesi, farklı düşüncelerin, kesimlerin, kültürlerin, mezheplerin ve ortak bir vatan iradesinin buluşmasıdır.
Bu nedenle Türkçülüğün millî kimlik ve kültür üzerindeki etkisini anlamak önemlidir.
29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildiğinde sadece yeni bir yönetim biçimi değil, yeni bir toplum kurma hedefi de vardı.
Eğitim birliğinin sağlanıp herkese ulaşılır olması, kadınların siyasi haklarının genişletilmesi, Latin esaslı Türk alfabesinin kabulüyle okuryazarlığın yaygınlaştırması, farklı inançlara sahip yurttaşların ortak bir hukuk çatısı altında yaşaması vs vs…Sanayiden tarıma, eğitimden kültüre uzanan bu yeniliklerin amacı kendi ayakları üzerinde durabilen bağımısız bir ülke yaratmaktı.
Mevlânâ ne demiş: ’‘İnsanoğlu düşünceden ibarettir. Geriye kalan et ve kemiktir.’’
Düşünce olmadan bilim ilerleyemez. Sanatın nefesi kesildiğinde toplumun hayal gücü daralır. İnsanlar farklı düşündükleri için birbirlerine düşman olursa ortak alanda yaşaması zordur.
Yaşasın, başı dik insanımız, kadınımız. Yaşasın, hayallerini kimsenin iznine bağlamayan gençlerimiz ve çocuklarımız.
Başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’in kurulmasında emeği geçen herkese minnettarız.
103 yaşındaki Cumhuriyet, doğum haftamız kutlu olsun!