Selma SALLIOĞLU

Atatürk'ün sihirli değneği

Selma SALLIOĞLU

27 yaşında bir besteci, yalnızca 26 günde bestelenen bir opera…

Ahmet Adnan Saygun, müzik tarihimize adını yazdıran ilklerin insanı. 

İlk Türk operasını besteleyen, ilk devlet sanatçımız olan ve hiç bir opera geçmişi olmadan, çok kısa sürede opera besteleyen ilk insan olmalı!

Memleketimizde ne cevherler var! Tarihimizi okudukça gurur duyuyorum. Ne büyük bir milletiz… İmkânlarımız sınırlı olsa da hayallerimizle sınırları zorlamayı biliyoruz.

29 Ekim akşamı Bir Cumhuriyet Şarkısı filmini ikinci kez izledim. Tavsiye eder miyim? Kesinlikle! Herkes izlemeli.

Yıl 1934, Türkiye Cumhuriyeti henüz 11 yaşında. İran Şahı Rıza Pehlevi Türkiye'yi ziyaret edecek. Atatürk, bu ziyareti iki ülkenin dostluğunu anlatan bir opera ile taçlandırmak istiyor. Görev, genç besteci Ahmet Adnan Saygun'a veriliyor. Önünde çok kısa bir zaman var. Ve bu kısa sürede doğan eserin adı: Özsoy Operası.

Eser, Firdevsî'nin ünlü Şehnâme destanındaki Feridun efsanesinden esinleniyor. Türk ve İran mitolojisinden esinlenerek iki halkın ortak köklerini ve kardeşliğini bir efsane üzerinden anlatıyor.
Operanın konusunu Atatürk belirliyor, librettosunu Münir Hayri Egeli yazıyor, bestesini ise Ahmet Adnan Saygun yapıyor. 19 Haziran 1934'te Ankara Halkevi'nde Atatürk ve İran Şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda sahneleniyor.

Bir opera sahnelemek kolay değil. Hele o yılların imkânlarıyla… Özel bir şan tekniğiyle söyleyen solistler bulacaksınız; koro, orkestra, orkestra şefi, sahne düzeni, kostüm, koreografi, dekor, rejisör, ışıkçı, terzi ve sayısız emekçi… Libretto yazılıyor, beste yapılıyor, orkestrasyon hazırlanıyor. Her enstrümanın, her sesin, her hareketin birbiriyle uyum içinde olması gerekiyor. Provalar, sahne arkasındaki telaş, kostümlerin hazırlanması, ışığın ayarlanması…

Opera, bireysel yeteneğin yanında kolektif bir akıl, büyük bir disiplin ve ortak emek sanatıdır. Sahnedeki birkaç saatlik temsilin arkasında yüzlerce ayrıntı, görünmeyen onlarca insan vardır.
Filmde Saygun'un yaşadığı zorlukları da göreceksiniz. Atatürk'ün desteği olmadan bu eserin ortaya çıkması mümkün olmayacakmış. Olanakların kısıtlı olması dışında çekememezlikler ve kıskançlıklar yüzünden çıkan engeller de var… İnsan bazen kendi yolunu açmak için yalnızca yeteneğiyle değil, bütün bu engellerle de mücadele etmek zorunda kalıyor.

Allah, “Yürü ya kulum!” der ya… Sanki o yıllarda bu sözün karşılığını bulmuşuz. Atatürk tüm engellere rağmen hem kendisi yürümüş, hem de etrafındakilere yol açmış ve o yolda yürüyebilecek insanlara inanmış, imkân yaratmış. Sanki bir sihirli değneği var gibi…

Bu filmi izledikten sonra düşünüyorum da… Atatürk'ün sanatçıya duyduğu güven, sanata verdiği değer ve sanatçıyı destekleyen anlayış kesintisiz devam edebilseydi, Türkiye bugün dünyada çok daha farklı bir yerde olabilirdi.

Özsoy operasının sonunda iki kardeşin birbirine kavuşmasıyla Türk ve İran halklarının kardeşliği vurgulanıyor. Bu sahneden etkilenen Rıza Pehlevi'nin Atatürk'e sarılarak “Kardeşim!” diye hitap ettiği aktarılıyor. Bir sanat eserinin, diplomatik bir ziyaretin ötesine geçerek iki ülke arasında duygusal bir bağ kurması ne kadar kıymetli.

Kültür, sanat ve edebiyat insanı tıpkı bir heykeltıraşın mermerden bir eseri sabırla yontması gibi işler. İnsanın ruhuna dokunur, düşüncesini geliştirir, ufkunu genişletir. Atatürk sanatı, Cumhuriyet'in çağdaşlaşmasının tam merkezinde konumlandırıyordu.

Bugün kolaycılık ön planda. Bir işe girişmeden önce bütün koşulların mükemmel olmasını bekliyoruz. Oysa imkânsızlıklarla ne büyük işler başarılmış. Bütün mesele, hedefin büyüklüğüne inanmak, o hedef için çalışmak ve emeğin arkasında durabilmek.

Filmde Atatürk'ün, Saygun'u ve ekibini takdir ettiği sahneler de insanın yüreğine dokunuyor. Çünkü sanatçıya verilen değer, yalnızca alkışla ölçülmez. Emeğini görmek, önünü açmak ve hak ettiği karşılığı vermek de bu değerin bir parçasıdır.

Bir besteci 26 günde bir opera yazabilir. Peki, bir ülke kaç yılda bir sanatçı yetiştirir?

Bir insan kolay yetişmiyor. Bir sanatçı hiç kolay yetişmiyor. 

Atatürk'ün inandığı Ahmet Adnan Saygun, kendisine olan inancın karşılığını fazlasıyla vermiştir. Bir ülkenin geleceğine yapılan en büyük yatırım, insanın aklına, yeteneğine ve sanatına yapılan yatırımdır.

Yaşasın Atatürk, yaşasın Cumhuriyet, yaşasın sanat!

Yazarın Diğer Yazıları