Burcu TANER

İzmir'de Baro seçiminin ardından

Burcu TANER

Bilindiği gibi İzmir Barosu, 17-18 Ekim 2026 tarihlerinde Olağan Genel Kurulu'nu tamamlayarak yeni yönetimini belirledi.

Hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmezi savunma makamı olunca, baro seçimleri de sadece bir seçim olmanın çok ötesine geçiyor. Hafta sonu gerçekleştirilen genel kurul, kurumsal bir prosedürden ziyade savunmanın özgürlüğünün vurgulandığı güçlü bir zemin oldu. Kürsüden yapılan her konuşma, adeta çarpan etkisiyle hukukçu olmayan ancak adalet arayışındaki pek çok kişiye kadar ulaştı.

14 bini aşkın avukatın temsil edildiği İzmir Barosu'nda sandık başına giden hukukçular; Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan Emre Öktem, Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu’ndan Serhat Sökmen, İzmir Avukat Hareketi’nden Volkan Gültekin ve bağımsız aday Tacettin Çolak olmak üzere dört aday arasında seçimini yaptı ve Serhat Sökmen'i başkanlığa seçti.

Genel kurul boyunca bir gazeteci gözüyle izlediğimizde, adeta bir panel ya da seminer kalitesindeki konuşmalara tanıklık ettik. Kürsüye çıkan avukatlar, sadece Baro özelindeki tartışmaları yansıtmakla kalmadılar; aynı zamanda hukuka, adalete ve demokrasiye ilişkin çok kıymetli değerlendirmelerde bulundular.
Beni şaşırtan ise Av. Ayşegül Karpuz Tör'ün konuşmasının başında belirttiği, baroların "insan hakları faaliyetlerini aşırı bulan" avukatların bulunmasıydı. Pek çok hukukçunun sosyal medya hesaplarında da paylaştığı bu konuşmada Tör, hukukun amacını adeta toz ve gaz bulutundan başlayarak, tüm yasal dayanaklarıyla ortaya koydu.

"Barolar neden dezavantajlı kesimlerin temel haklarını savunmakla, hatta daha çok savunmakla yükümlüdür?" sorusunun karşılığında Anayasa'yı, uluslararası mevzuatı ve Avukatlık Kanunu'nun ilgili tüm maddelerini sıralayan Tör, "Bunların hepsi baroların insan haklarının korunmasında garantörlük misyonu olduğunu söylüyor" dedi.
Nazi zulmünden kaçan bilim insanlarının hakkı ile İsrail zulmünden kaçan Filistinli mültecilerin iltica haklarının veya işçi avukatların haklarının aynı oranda değerli olduğunu vurgulayan Tör'ün bu nitelikli açıklamasından ziyade, böyle bir açıklamayı yapmak zorunda kalması gerçekten dikkat çekiciydi. Zira bunu yapmak durumunda kalmanın, zamanında "Talebeler olmasa maarifi ne güzel yönetirdim" diyen anlayıştan pek farkı yok desek abartmış olmayız.
 

Öte yandan, doğrudan sonuç odaklı olan ama savunma makamının tüm sorunlarını eksiksiz ortaya koyan konuşmalara baktığımızda; özellikle genç avukatların yaşadığı ekonomik sıkıntılar, CMK ücret tarifelerindeki yetersizlikler ve yargı bağımsızlığının önündeki engeller güncel, felsefi ve tarihsel boyutlarıyla ele alındı. En çok da kantarın topuzunun nereye kaçacağının kestirilemediği şu günlerde, adalete duyulan hayati ihtiyaç son derece net biçimde dile getirildi.
Klişedir ama doğrudur; "söz uçar yazı kalır." İşte tam da bu yüzden, genel kurul salonunda yankılanan her sesin içinde bulunduğumuz dönem için yarına yankısının olması gerektiğini düşünüyorum. Umuyorum, bu tür toplantılarda, doğal olarak ortaya çıkan bu zengin değerlendirmeler bir hafızaya dönüştürülebilir, bir derlemeye konu olabilir.

Yazarın Diğer Yazıları