Gülümseyin çekiyorum
Burcu TANER
Burcu Taner-Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli sanat eleştirmenlerinden John Berger, meşhur "Görme Biçimleri" kitabında resim sanatına ilişkin çok ilginç bir gözlemini aktarır. Kentsoyluları değil 'gündelik yaşamı' resmetmeyi seçen Hollandalı ressam Frans Hals'in "ötekilerini" "Balıkçı Çocuk" tablosu eşliğinde anımsatır. Şöyle der Berger:
"Yoksul insanlardır bunlar. Yoksullar da sokakta ya da köylerde görülür. (…) Bu resimlerdeki yoksullar sattıkları şeyleri sunarken gülümsüyorlar. (Dişleri görünecek biçimde gülümsüyorlar; resimlerde zenginler hiç böyle gülümsemez.) Varlıklılara gülümsüyorlar — kendilerini onlara kabul ettirmek, aynı zamanda bir şey satmak ya da bir iş çıkarmak umuduyla gülümsüyorlar. Böylesi resimler iki şeyi birarada söyler: Yoksullar mutludurlar; varlıklılar dünya için bir umut kaynağıdır." Anlaşılacağı üzere; "dişleri görünecek biçimde gülümseyenlerin" yoksullar olduğu bir dünyadan "gülümseme estetiğinin" bir endüstri haline geldiği bir dünyaya geçti insanlık. Dünyada sınırların kalktığını, artık bu yaşlı gezegenin küresel bir köy haline geldiğini savunmanın pek moda olduğu zamanlarda çıkan aktüel- magazin dergilerini düşünün. Mükemmel arka plan, mükemmel ışık, mükemmel yüzler ve floresan ışıklarını kıskandıracak kadar parlayan dişler... Temiz suya ulaşamayan milyonlar, açlıktan ölen çocuklar yokmuş gibi steril bir dünya. Ezelden beri yüzü gülmeyenler belli ya; yine de herkesin dişlerini göstere göstere güldüğü bir dünya... Öyle ki bu gülüş malzemesi seçim kampanyalarından reklamlara kadar her yere boca olmuş durumda. Dünyanın yeni şafağında kendinden menkul sebeplerle gülemeyenlerle; "estetik gülebilenler" arasında ne ara böyle bir değişim oldu, kimse anlamadı. Anlamadı ya; ağız dolusu olamasa da gülmenin tekeli yine de dünyanın şanslı azınlığında kalmadı. Sabahtan akşama ekran süremizi 3'le çarpan Instagram, Tiktok komedyenleri yeni terapi sığınaklarımız oldu. Kedi videoları, akımlar belki Gülten Akın'ın serzenişte bulunduğu "ince şeyleri durup düşünmeye" bir kapı aralamasa da; asık suratla beklenen metroların, otobüslerin, akmayan trafiğin eşlikçisi oldu. Şimdi hayattan bunalan herkes ekranlarda akan içeriklerde gülümsemeye, stresini atmaya çalışıyor. Kahkahaya daha cesur yaklaşanlar, "güldürürken düşündürenler" de her devirde olduğu gibi dijital devirde de esas umudun yoksulların, hor görülenlerin, ötekilerin umudu olduğunu da gösterdiler. "Asil" olanın da "asıl" olanın da gülmek, gülümsemek olduğunu... O yüzden tam da burada, gülümseyin, çekiyorum! Bir bilseniz şu tuhaf çağda gülümsemek için neler çekiyorum!