İsim, şehir, acı
Burcu TANER
Rıza Bey size ne anımsatıyor?
Ayda Bebek? Annesi Fidan?
Ya ikiz kardeşler Sayra ve Çınar?
Küçükyumuk ailesi ve bebekleri Ateş peki?
İnşaat işçisi Melih? Kasiyer Serhat?
Bu insanlar istatistiklerde 117 olarak görülenlerden biriydi.
Ayda Bebek hariç, 30 Ekim 2020 Ege Denizi Depremi'nde yaşamlarını yitirdiler.
Kimisi okuldan gelmişti, kimisi ekmeğini kazanıyordu, kimisi sadece Ateş gibi bebekti.
Seferihisar açıklarındaki sarsıntı kilometrelerce ötede Bayraklı ve Bornova'da binaları yıktı, canlar aldı.
Halbuki uzmanlar defalarca uyardı, "Bu zemin jöle, belli bir şiddetin üstündeki sarsıntıya dayanamaz. Gelin dirençli kentler inşa edelim" dediler.
Bunun yerine yık-yap modeli tercih edildi ve bu da ne kent planlamasına ne de güvenli konutlara bir katkı sağlayabildi.
Sadece Rıza Bey Apartmanı'nda 36 kişi yaşamını yitirdi ve buna ilişkin davada 6 yıldır hala karar çıkmadı. Aileler yargılamanın uzaması ile her duruşma günü sarsılmaya devam ediyor, "Adalete ulaşamıyoruz" diyor.
O gün öğleden sonra 14.51'de gülüşü, ağlayışı, lokması, makinedeki çamaşırı, elindeki konser bileti, o kış alacağı karneler, hayalleri sahipsiz kalan insanların ah'ı ise şehrin üzerinde asılı kalmaya devam ediyor.
Enkaz altındakilerin sesi hala kulaklarımızda yeni bir deprem riskinin kaygısıyla çınlıyor.
Aileler adalet isterken bilim ise artık önlem istiyor.
Yurttaş da sadece yıl dönümünde kazandığı farkındalığı kalan zamanda rafa kaldırıyor. Örneğin bir ev alırken ya da kiralarken en son deprem güvenliğini sorguluyor.
E malum, "onca yoksulluk varken" güvenli konut da lüks kalıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Güvenli bir yaşam refleksimiz, yoksullukla da tırpanlanıyor.
Enkazdan 91 saat sonra kurtarılan Ayda Bebek bir anlığına yüreklere su serpse de; toprağa verilen 117 insanın; annenin, babanın, evladın, sevgilinin, komşunun, arkadaşın yokluğu o insanların yakınlarının kalbini dağlamaya devam ediyor.
Onlarca çalıştay, toplantı, rapor çalışması gerçekleştiriliyor, ki gerçekleşsin, ancak 6 yılda afete dirençli yaşanabilir bir kent hala hayal.
Binaların yarısının 1999 Depremi öncesi inşa edildiği ve yönetmeliklere uymadığı her fırsatta dile getiriliyor.
Ve yine de, her şeye rağmen 1'in 0'dan büyük olduğu, bir şey yapılması gerektiği de.
Parsel bazlı bina yenilemek ve rant odaklı projelerden kent hakkını önceleyen, ada bazlı, kenti beton yığınlarından kurtaracak bir yapı İzmir için hala hayal değil. İstenirse yapılabilir.
İzmirliler, her gün sistem siyasetindeki ayak oyunlarıyla uyanmak istemiyor, güvenli bir kent istiyor.
Ortak bir konsensusla, uyarı yapan bilim insanlarını "istemezükçü" ilan edip sorumluluktan kaçmadan, yaşam hakkı ekseninde bir dirençli kenti istiyor. Çünkü hakkı.