Uyanın!..
Temel YILDIRIM
Fon Vurgunu…
İlgili bazı kamu kurum yöneticilerinin de içinde olduğu “organize” bir yapı… Sivil ayağında “hatırlı kişiler” de var, aç gözlü organizatörler de… Ortaya çıkan durum, “organize suç…”
Boyutu ve derinliği muhtelif. 5 bin kişiyi etkiledi diyen de var 5 milyonu diyen de. Ekonomiye zararı da aynı şekilde, henüz tam olarak bilinmiyor.
Milyar diyen de var trilyon diyen de… Bir insanın cebinden parasını almakla, güvenini kazanıp birikimini elinden almak arasında ne fark var? Hele o güvenin harcında inanç, dava arkadaşlığı, devletin itibarı varsa… Burada kaybolan yalnızca para değildir. İnsanların birbirine itimadı, kurumlara güveni de yara alır. Hal böyle iken, sırf içinde sözde “muhafazakar elitler” var diye Ak Parti tabanının susması, sesini çıkarmaması, itiraz etmemesi bekleniyor. Bunu kim istiyor? Gerçek Ak Partililer değil. Ak Parti sayesinde edindiği hayat konforundan, makam ve gelirden olmak istemeyen ocu, bucu tayfası, bir avuç “azgın” azınlık. Oysa, çürük elma kasada tutulursa sağlamı da bozar. Onu ayırmak, kasaya düşmanlık değildir. Asıl düşmanlık, çürüğü saklayıp bütün mahsulü heba etmektir. Birilerinin hatırı için susanlar, yarın o çürümenin hesabını nasıl verecek? AK Parti tabanı, ekseriyetle, yüksek ahlak sahibi, inanç değerleri için yaşayan bireylerden oluşuyor. Böyle bir ahlaksızlığa tabii ki itiraz edecek, ses çıkaracak, gerekirse posta koyacak.
Bu taban, sofrasındaki ekmeği bölüşmeyi bilir. Evladının rızkından artırıp inandığı yola destek olmayı bilir. Ama o sofranın bereketini kendi sofrasına taşıyanı, milletin alın terini şahsi servetine katanı da affetmez. Kimse sabrı rıza, sadakati teslimiyet zannetmesin. Çeyrek asrın sonunda tabanla taban arasında oluşan uçurum nedeniyle bugün zirvedekilerin anlamakta zorlandığı o AK Partililer diyor ki; Bizler, canımızı, malımızı, oyumuzu verirken birileri kamu gücü üzerinden zenginlik, şan, şöhret, VİP hayat düzeni elde etsin demedik. Türkiye iyi yönetilsin, kamu kaynaklarına sahip çıkılsın, kaynaklar herkes için kullanılsın, özellikle fakir fukara daha iyi şartlara kavuşsun, ülkemiz güçlü olsun, devletimiz kimseye boyun eğmesin istedik. Bizim gayretlerimizle, oylarımızla elde ettikleri makamları kendi ve yakın çevrelerinin çıkarları, menfaatleri için kullananlar, zelil olsunlar, sefil olsunlar…
Minarenin gölgesinde durmak insanı temiz kılmaz. Diline davayı dolamak da hesabını veremediği kazancı helal yapmaz. Ölçü bellidir: Helal bellidir, haram bellidir. Kul hakkının önüne ne parti rozeti konulur ne makam unvanı. Hesap günü kimse kimsenin günahını yüklenmez. Biz, “Karşı Mahalle” değiliz. Bunu kimse aklından çıkarmasın. Bizde konu ahlak ve milli, manevi değerlerimiz ise, kol kırılmaz kesilir, yen içinde de kalmaz. Aleme ibret olsun diye yedi düvele duyurulur. Evin temeline su yürürken duvarı boyamakla bina kurtulmaz. Önce sızıntı bulunur, çürüyen yer onarılır. Bugün yapılması gereken de budur. Üstünü örtmek, zamana bırakmak, gündemin değişmesini beklemek yalnızca hasarı büyütür.
Şimdi seçkin koltuklarnda oturan herkese sesleniyorum; O koltukların sahibi değil emanetçisisiniz. Dünden ibret alın, şapkanızı önünüze koyun. Varsa yaptığınız nefsi, alangirli işler hemen terk edin. Devlet imkanlarıyla elde ettiği bütün avantajları bırakın, konfordan uzaklaşın. Kamu gücünü hizmet dışında, keyfi kullanmayın. Toplumu kalkındırın, kendinizi değil. Hakkı savunun, haksızlığı, ahlaksızlığı örtbas etmeyin. Kötüyü kollamayın, iyiliğe hizmet edin.
Adalet terazisi, kefesine konulan kişinin hatırına göre tartarsa orada güven kalmaz. Garibin yakasına yapışan el, güçlünün önünde geri çekilemez.
Aynı yanlış bir başkasında suçsa bizden birinde meziyet sayılamaz. Davanın haysiyeti, yanlış yapanı saklamakla korunmaz. Emanetin şakası, hatırı olmaz. Unutmayın: Emanete sadakat, emanete ihanet edenden hesap sormayı gerektirir. İyi bilin; Milletin hakkı, sizin hatırınızdan büyüktür! Uyanın; Dünya nimetleri sizi esir almasın. Bu kutlu davaya, bu şanlı yürüyüşe gölge düşmesin. İnanın; Bu vebali taşıyamazsınız! Uyanın…