Temel YILDIRIM

Yalancı bahardan seçim gerçeğine…

Temel YILDIRIM

Bazı muhafazakâr siyasal elitler “Fon”da, seküler siyasal elitler “Pavyon”da basıldığından bu yana toplumun siyasete bakışı önemli ölçüde değişti.

Biz durumu kendi mahallemizden ele alalım.

Belki iddialı bir değerlendirme olacak ancak kanaatimce AK Parti artık muhafazakâr kesimin tek temsilcisi, değerlerinin yegâne koruyucusu ve hamisi değil. Bir süredir sallantıda olan bu imtiyaz, “fon”lanan elitler gerçeğiyle birlikte uçup gitti. Böylece siyaseten büyük bir mevzi de kaybedildi.

Bir süredir belediye başkanlarının parti değiştirmesiyle oluşan “yalancı bahar” da kimseyi aldatmasın.

İzmir dahil bazı belediye başkanlarının, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine, devlet tecrübesine ve kamu yönetimi anlayışına duydukları güven nedeniyle AK Parti’ye yöneldikleri görülüyor.

Ancak bu geçişler tek başına kalıcı bir siyasi başarı oluşturmaz. Bunun için toplumsal beklentilere uygun kurumsal yenilenme, şeffaflık ve güçlü bir siyasi program gerekiyor.

SİYASİ KARİZMA YETER Mİ?

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik etkisi ve karizması önemli olmakla birlikte, artık “büyük siyasi zaferler” için tek başına yeterli olacağını da düşünmüyorum. Ekonomi başta olmak üzere hukuk sistemi, toplumsal yozlaşma, ahlaki çöküntü, fırsat eşitliği ve eğitim alanlarında güven veren adımlar atılmadığı sürece seçmenin “diken sulama”ya yönelik eğilimi güçlenebilir.

Bugün seçmen, yalnızca geçmişte yapılan hizmetleri değil, geleceğe dair güven veren bir istikamet de görmek istiyor. İnsanlar artık kendileri adına karar verenlerin kimlerle oturup kalktığına, hangi çevrelerden beslendiğine ve kamu imkânlarının nasıl kullanıldığına daha fazla dikkat ediyor. Bu nedenle siyasi aidiyetler, geçmişte olduğu gibi yalnızca kimlik ve söylem üzerinden sürdürülemiyor.

Muhafazakâr seçmenin beklentisi de farklılaştı. Bu kesim, değerlerinin seçim dönemlerinde hatırlanmasını değil, kamu yönetiminde adalet, liyakat ve ahlak ilkeleriyle somutlaşmasını bekliyor. İnanç, aile, gelenek ve milli irade vurgusunun; torpil, kayırmacılık, israf ve hesap vermekten kaçınma görüntüleriyle yan yana gelmesi, en sadık seçmende bile ciddi bir kırılma oluşturuyor.

Üstelik mesele yalnızca seçmenin ikna edilmesi de değil. Siyasetin kendi kadrolarını yenilemesi, farklı toplumsal kesimlerle sahici bir iletişim kurması ve eleştiriyi tehdit olarak görmekten vazgeçmesi gerekiyor. Aynı isimlerin, aynı yöntemlerin ve aynı söylemlerin sürekli tekrarlanması, toplumdaki değişim talebini karşılamaya yetmiyor.

YENİ DÖNEMİN DİLİ

Bu hal üzere seçimlere gidilirse, Sayın Erdoğan cumhurbaşkanlığını korusa bile Meclis çoğunluğunu yeniden sağlamak mümkün olmayacaktır.

İstanbul ve Ankara 2 No’lu Baro seçimleri ve bazı büyük şehirlerdeki sanayi ve ticaret odaları seçimlerinde ortaya konulan irade bana bunları düşündürdü…

Bütün bunlar, toplumun siyasetten tamamen koptuğu anlamına gelmiyor. Aksine seçmen hâlâ güçlü bir liderlik, güvenilir bir yönetim ve ülkenin meselelerine çözüm üretecek bir siyasi akıl arıyor. Fakat bu arayışın adresi, yalnızca geçmiş başarıların hatırlatılmasıyla belirlenmeyecek. Yeni dönemin dili; daha fazla samimiyet, daha fazla adalet ve daha güçlü bir hesap verebilirlik üzerine kurulmak zorunda.

Aksi hâlde “yalancı bahar”ın ardından gelecek seçim gerçeği, yalnızca sandık sonuçlarını değil, yıllardır biriktirilen siyasi sermayeyi de yeniden tartışmaya açacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları