Milletin emanetini kim koruyacak?
Temel YILDIRIM
“Kılıç hakkı” şehirler… “Eko sistem” hırsızlık ağları… “Baklava kutularında” cukkalanan Euro’lar… “Rüşvet paralarıyla dolu” daireler… “Daire daire” rüşvetler… “Hatırlı imtiyazlı” Fon vurgunu… Bütün bu başlıklar, kamu kaynaklarının nasıl kişisel ve siyasi çıkar ilişkileriyle çarçur edildiğin gösteren iddialarla dolu. Rakamlar büyüyor, servet iddiaları akıl sınırlarını zorluyor. Her yeni haber, bir öncekini gündemden düşürüyor. Şaşkınız, “Bu kadar da olmaz” dediğimiz her şey oluyor. Peki, bu noktaya nasıl geldik? Cevabı yalnızca para ve makam hırsına kapılan kişilerde arayamayız. Bu kişileri kimlerin göreve getirdiğini, koruduğunu ve denetimin neden işlemediğini de sormalıyız. Çünkü kamu yönetimindeki çürüme, paranın el değiştirdiği gün başlamaz. Ehliyetin yerine yakınlığın konulduğu, yanlışların hatır uğruna görmezden gelindiği ve hesap sormanın siyasi maliyet hesabına takıldığı gün başlar. Vatandaş geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor. Emekli alışveriş listesinden kalem siliyor, çalışan ay sonunu getirmeye çalışıyor, esnaf ayakta kalmak için direniyor. Böyle bir ortamda kamu kaynaklarının kişisel zenginleşmeye veya siyasi menfaate açılması, milletin adalet duygusuna ve devlete güvenine vurulmuş ağır bir darbedir. Milletten fedakârlık istenirken kamu yönetiminden beklenen açıktır: Tasarruf, dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik. LİYAKAT YOKSA GÜVEN YOK! Sorun, yalnızca “Dürüst olun!” çağrılarıyla çözülemez. Dürüst ve ehil insanları göreve getirecek, görev başında denetleyecek ve gerektiğinde kim olduğuna bakmadan hesap soracak bir düzen kurulmalıdır. Liyakat; bilgi, tecrübe ve ahlaki sorumluluk gerektirir. Gerektiğinde kendisini atayan kişiye dahi “Bu işlem doğru değil” diyebilmektir. Akrabalık, siyasi yakınlık veya nüfuz, kamu görevine atanmanın gerekçesi olamaz. Yakınlık yeterliliğin yerine geçtiğinde kurumların itibarı ve kamu hizmetinin niteliği zedelenir. Makamını bir kişinin himayesine borçlu gören bürokratın görevde kalma hesabı, hukukun önüne geçebilir. Denetçi çekinir, çalışan susar. Görmezden gelinen küçük ihlaller, daha büyüklerine cesaret verir. Liyakat şarttır; güvencesi bağımsız denetim, şeffaflık ve hesap verebilirliktir. YETKİ KULLANAN HESAP VERMELİ Bakanından belediye başkanına kadar kamu gücü kullanan herkes, kararlarının ve harcamalarının hesabını vermelidir. Seçilmek veya atanmak bu sorumluluğu kaldırmaz. Usulsüzlüğü yapanlar, görmezden gelenler ve sorumluları koruyanlar, sorumlulukları ölçüsünde hesap vermelidir. Usulsüzlüğü bildiren çalışan korunmalı, suçu yargı kararıyla sabit olanlara caydırıcı cezalar uygulanmalı, kamu zararı sorumlularından tahsil edilmelidir. Siyasi iradenin yönetme yetkisi; kadroları, ihaleleri ve kamu varlıklarını yakın çevrelere dağıtma serbestisi değildir. Kamu görevi, millete hizmet sorumluluğudur. BELEDİYE FİNANS KAYNAĞI DEĞİLDİR Belediye bütçesi vatandaşın ortak kasasıdır. Bir partinin seçim bütçesi veya bir başkanın şahsi ikbal aracı olamaz. Belediye şirketleri de denetimsiz bırakılamaz. İhaleden imara, ruhsattan taşınmaz satışına kadar işlemler denetlenmelidir. Ölçü, yönetenin partisi değil; işlemin hukuka ve kamu yararına uygunluğudur. Aynı fiile siyasi kimliğe göre farklı ölçü uygulanması, adaleti ve devletin itibarını zedeler. Kamuya alım ve yükselmelerde açık, ölçülebilir liyakat esasları uygulanmalı; denetim raporlarının gereği zamanında yapılmalıdır. Hiçbir makam, akrabalık veya nüfuz hesap vermenin önüne geçmemelidir. Devlet makamları kimsenin aile mirası, kamu bütçesi kimsenin şahsi kasası değildir. O makamlar da kaynaklar da milletin emanetidir. Milletten fedakârlık isteyenler, milletin emanetini korumak zorundadır.