Selma SALLIOĞLU

İzmir'de Zarlar Atıldı, Körfez Geçildi!

Selma SALLIOĞLU

Latince “Alea iacta est!” yani “Zarlar atıldı!” sözü, Roma’nın kaderini değiştiren Jül Sezar’a aittir. Sezar, Roma Cumhuriyeti ile İtalya arasındaki sınır olan Rubicon Nehri'ni ordusuyla geçerken; geri dönüşü zor olan bir karar verdiğinde, ‘‘zarlar atıldı’’ demiştir. Bugün “Rubicon’u geçmek” geri dönüşü zor bir eşiği aşmak ve sonuçlarıyla yüzleşmek anlamında kullanılıyor.

7 Ekim 2026’da İzmir Körfezi geçilip ok yaydan çıkmıştır. İzmir’i eski yıllarda birkaç dönem sağ merkezli partilerin yönettiğini biliyoruz.. CHP’nin kesintisiz 26 yıllık döneminden sonra, kentteki siyasi dengeler birdenbire değişti ve halktan çok siyasiler sarsıldı. Çünkü artık halk ev geçindirme, günü kurtarma derdinden siyasilerin kavgasıyla uğraşacak durumda değil.. Memleketin bitmek bilmeyen dertlerine ortak olmaktan millet helak oldu.

Halk maddi manevi yorgun, İzmir’de köhnemeye başlamış bir altyapıyla baş başa…

İzmir’in periyodik bakımı çoktan geldi de geçti bile…Yenilenmeye, tazelenmeye ihtiyacı var. Temiz bir körfez, sağlam bir altyapı, işleyen bir ulaşım sistemi, güvenli sokaklar, çarpık olmayan bir yapılaşma, nitelikli eğitim ve kültürle sanatın desteklendiği bir kent istiyoruz.

Son dönemlerdeki CHP’nin kendi içindeki büyük ve geri dönüşü olmayan depremler seçmenlere büyük bir güvensizlik yaşattı. Bunu söylemeden de geçemeyeceğim.

Öğrencilik yıllarımda Kültür Bakanı olmayı çok isterdim. Ta ki siyasetin görünen yüzüyle arka planda yaşananlar arasındaki dağları fark edene kadar… Bugün bana dünyanın en cazip siyasi teklifi ile gelseler kabul etmem. Atatürk mezarından çıkıp gelse fikrim belki, ancak değişir! Çünkü siyaset, doğru bildiğinizle yapabildiklerinizin her zaman örtüşmediği, ateşten bir gömlek. Benim içimdeki ateş ise her zaman sanat diye bağırıyor.

Ben taraf tutmayı, fanatik olmayı hiç sevmem; çünkü her an her şey değişebilir. Belki de bu yüzden siyasete bir tarafın kazanması, diğerinin kaybetmesi olarak bakamıyorum. Bir karar bir kesimi memnun ederken diğerini mutlaka rahatsız edecektir. Önemli olan, kararların genel olarak hayatımızı nasıl etkilediğidir.

Halk artık partilere değil de verilen hizmete bakıyor. Yaşadığı hayatın ne kadar yaşanılası olduğuna bakıyor. Akşam evine ekmek götürebiliyor mu ona bakıyor. Kadınlar çocuklarına kaç çeşit yemek yapabiliyor ona bakıyor. Ay sonu faturalar ödeniyor mu ona bakıyor. Herkes güvende mi, çocukların eğitimi, ailece psikolojileri iyi mi ona bakıyor. Bakıyor da bakıyor ama görebiliyor mu? Kolektif yaşamın içinde herkes bir şekilde yuvarlanıp gidiyor işte.

İnsanlar siyasilerin tartışmalarını, kavgalarını ve hesaplaşmalarını kendi gündelik yaşamlarına yansımasını istemiyor. Hepimizin isteği standartlarımızın üzerine çıkabilmek ya da stabil kalabilmek. Bunlar herhangi bir siyasi görüşün ayrıcalığı değil, yaşamın temel beklentileridir.

İzmir hiç kimsenin mülkü olmadı, olamaz da… İzmir’in anahtarıydı, tapusuydu bunlar hikaye…Ne bir parti ne de bir siyasetçi her şeyin geçici olmadığı gafletine kapılamaz…

Bu şehirde yaşayan, çalışan, üreten ve geleceğini burada kuran herkes İzmir’in bir parçasıdır. Dolayısıyla İzmir’in gerçek kazananı halk olmalıdır.

AK Parti bu değişimi siyasi bir zafer olarak görebilir. CHP’ye oy veren seçmenler ise kendilerine ihanet edildiğini hissedebilir. Her iki yaklaşım da siyasetin doğal bir parçasıdır. Bir kentin başarısı, bir tarafın diğerine üstünlük kurmasıyla ölçülemez.

Yönetimdekilerden ne bekleriz? Kıvrak zeka, vizyon, entelektüel donanım, cesaret, bilgelik, adil olma, ticari zeka, yönetimsel inovasyon yani işin ehli olan insanlar ve bu insanların sınırlarının olması.. Böyle ortak bir akıl tarafından yönetilmeyi bekleriz… İzmir’e de bu yakışır.

Farklı yaşam biçimlerinin bir arada var olabilmesi, insanların kendilerini özgürce ifade edebilmesi, kültürün ve sanatın hayatın içinde yer bulması da kent kimliğinin ayrılmaz parçalarıdır.

İzmir gibi modern bir şehrin, sanatsal ve kültürel etkinliklere güç bela bütçe ayırmasına hayretler içinde şahit oluyorum. Buradaki kültürü korumak ve geliştirmek, hangi partiden olursa olsun yöneticilerin sorumluluğudur.

Kentin kimliği, yalnızca belediye başkanının parti kartıyla açıklanamaz. Yeni yönetim beklentileri karşılayamazsa geriye yalnızca koltukların ve rozetlerin değiştiği bir siyasi tablo kalacak.

Zarlar her zaman altıyı göstermez.

Asıl konu, kimin zar attığı değil, kimin doğru hamleleri yaptığıdır.

Yazarın Diğer Yazıları