Türk futbolu uzun yıllardır dünya futbolunu yakalamaya çalışıyor. Bugüne kadar bir sürü uygulama hayata geçirildi, farklı yöntemler denendi ama bir türlü dikiş tutturulamadı. Özellikle milli takımda Hollanda ekolünden İspanyolların hücum taktiklerine, çift forvetlerden üçlü savunmaya kadar pek çok şeyin denendiğini gördük. Öyle ki; bazen bir maçta gördüğümüz bir formasyon, diğer maçta bambaşka bir şeye evriliyor. Ya da başarılı bir sonuç alınsa bile o taktiği bir sonraki maçta göremiyoruz. Bunu da farklı futbol terimleriyle açıklamaya çalışıyoruz. Kimlik sorunu, bir oyuncuya özel taktik, hocanın kafasındaki sistem gibi.
BİZİ BİZ YAPAN
Aslında Türk futbol tarihimizdeki en büyük başarılarda Türk hocaların ve bize benzeyen yöntemlerin olması tesadüf değil. Hem milli takımda, hem de kulüp takımlarımızda en büyük başarılar Fatih Terim, Şenol Güneş, Okan Buruk, Aykut Kocaman gibi isimlerle geldi. Bu isimler herhangi bir dünya futbol ekolünü oynatmaya çalışmadı. Futbolda son 25 yılda zaten çok fazla başarı görmedik ama en unutulmaz olanlara baktığımızda sahada özel bir sistemden bahsetmek pek mümkün değil. Genelde bireysel performanslar, unutulmaz futbolcu istatistikleri göze çarpıyor. Sanki bu kısır döngüde tekrar öyle bir döneme giriyoruz. Galatasaray'da Hagi, Sneijder, Drogba derken şimdi Osimhen. Beşiktaş'ta Talisca, Quaresma, Cenk Tosun derken şimdi Orkun, Vlahovic. Fenerbahçe'de Alex, Anelka derken şimdi Greenwood, Lukaku. Trabzonspor'da da Salah gibi. Normalde bilgisayar oyunlarında yapabileceğimiz kadroları gerçekte de görmeye başladık.
HİÇ GEREK YOK
Türk futbolunda elbette bizi biz yapan yerli futbolcular da önemli oldu her zaman. Dünya futbolundaki trendleri yakalamak yerine iyi oyuncu transferleriyle başarılı sonuçlar daha mümkün oluyor. Bunun milli takımda karşılığı olmadığı için orada bireysel yetenekler daha ön plana çıkıyor. Takım halinde çok iyi oynadığımız bir maç görmek çok zor. Avrupa'da üst düzeyde top oynayan oyuncularımız çoğalırsa başarı geliyor. Şimdi de Arda ve Kenan önderliğinde, çok potansiyelli bir takımımız var. Kağıt üstünde kalecilerimiz ve orta sahamız da çok iyi. Ancak sürekli bir sistem denemek büyük bir yanlışa itiyor. Montella ile gelen başarı, sadece istikrarla alakalı. Çok özel bir şey oynatmıyor ama oyuncular bazı şeyleri biliyor. Şimdi Uluslar Ligi'nde Avrupa'nın en iyileriyle oynandı ve üçlü savunma izledik. Bu da yanlış. Zaten yıldız isimler günündeyse başarılı sonuçlar geliyor. Sürekli sistem değiştirmenin faturasını çok ödedik. Teknik direktör değişirse de bu değişmeyecek. Bu nedenle başka bir hoca arayışına girmek, Avrupa Şampiyonası'na katılımı bile tehlikeye atabilir.