Ali KAYADİBİ

Nerede kalmıştık?

Ali KAYADİBİ

Bazen bir yazıya başlık çıkarmak yerine, “Nerede kalmıştık?” diye devam etmenin konuşma kolaylığı açısından faydası büyüktür.
 Bir de en çok okunan günlük yazıların “konuşur gibi” olanı; yazarın da okuyucuya günlük hayatında kullanacağı malzeme vereninin makbul olduğunu savunurum. Dün, “İzmir sokaklarında medeniyet testi yapmak ister misiniz?” başlığını verdiğim yazıma aldığım birkaç tepki üzerine devam ediyorum. Metroda trenin kapıları açılır açılmaz, “Lütfen inen yolculara öncelik veriniz!” uyarısına rağmen yer kapmaca yarışı için hücum edenlerin medeniyet testinden kaldığını anlatmıştım. İlk aldığım eleştiri, 

“Sen nerede yaşadığını sanıyorsun?” diye mesaj almak oldu. Ben nerede yaşadığımı biliyorum da… Sen dağda mı yaşadığını sanıyorsun? diye soruya soruyla karşılık veriyorum. Toplu yaşamanın sorumluluklarını hatırlatmak bitmeyen bir hayat dersidir. Ancak bu dersi verenler hep başkasından bekler ama kendileri için bu kuralın geçerli olmadığını düşünür. 
Uzatmayalım, günlük hayatta pratiklerini hep görürsünüz. Beni tanıyan bir kişi, “Benim sıramı aldın, yaya geçidinde önümü kestin, nezaketsizlik yaptın, hakkın olmayana el uzattın…” desin bu bahsi kapatacağım. Nezaketsizliğe tahammülsüzlüğüm, bana bu konuda konuşma ve yazma hakkı veriyor. O halde birlikte yaşama kültürü oluşturmak için çaba sarf edelim. 

MEDENİ TOPLUM KRİTERİ Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar?” kitabında sosyal varlık olan insanın yalnız yaşayamayacağına ötekine ihtiyacını karşılarken insan kalabilmesi için toplumsal kurallara göre yaşamasını ön görür. Hep şu kişisel gelişim teraneleri yüzünden son yıllarda insan ruhu çeşitli coğrafyalara savruldu. Bireyi içinde yaşadığı toplum şekillendirir. Oysa ülkemizde Uzakdoğu ülkelerinin masallarıyla ruhsal olgunluk teklifleri, Amerikan kültürüyle sosyal cesaret testleri yapmaya yönelten disiplinler karma karışık kişilik ortaya çıkardı.
 
Bu insan, içinde doğup büyüdüğü topluma yabancılaşmaz mı? Nasıl ki bir insan bazen toplum içinde aşırı cesur çıkışlar yaparken, aynı insan kabuğuna çekilebiliyor. Çünkü sosyal varlık dediğimiz insan, toplumsal normlara uygun ya da karşı çıkışın maliyetini hesaplar. Bu yüzden kişisel gelişim teranelerine karşıyım. İnsanı, kendi değerlerinden uzaklaştıran, içinde yaşadığı toplum gerçeklerinin dışına iten bu talepler ortak toplum kültürünün oluşumunu da zorlaştırıyor. Bireysel varlık olarak kendimizi gerçekleştirirken, aynı zamanda toplumun karmaşık bir parçası olduğumuz gerçeğini de idrak ederek sağlıklı kalabiliriz. 
Çoğunlukla sosyal çevrenin etkisine kapılıp kurduğumuz benliğin dışına çıkabiliriz. Farkına vardığımızda ise bu etkinin yönünü değiştirip; nerede durmamız nerede ilerlememiz gerektiğini biliriz. İşte bu yüzden kalabalıkların bulunduğu yeri hep doğru kabul etmek çoğunlukla yanıltıcı olabilir. 

Bu yüzden basit gibi görünen toplu taşıma araçlarını kullanma stilinin bir insanın medeniyetle ilişkisini anlamak bakımından önemli olduğuna dikkat çektim. Konumuzu burada noktalayıp üzerinde düşünelim. İçinde yaşadığımız toplumun hangi kurallarını benimsemeliyiz? Hangi davranışlarına karşı durmalıyız? Bizi “medeni topluluk” yapan davranışlarımızın ne kadar saygı ve sevgi içerdiğine bakarak bir sonuç çıkarabiliriz.

Yazarın Diğer Yazıları