Ali KAYADİBİ

İzmir sokaklarında medeniyet testi yapmak ister misiniz?

Ali KAYADİBİ

Kemeraltı’na girin, Konak Meydanı’nda dolaşın, metroya girip trene binin sonra inin… Bu kadar! Öncelikle kavramlara takılmayın. “Kentli” derken köylülüğe ayrımcı yaklaşım olmadığını bilin. Toplumsal gelişmede medeniyetle bağ kurup gelişmesini tamamlamış insanın “ötekine saygısı” doğal ve daimidir. Kentli insanın toplu taşım araçlarını kullanma biçimi, yolun karşısına geçerken ve kaldırımlarda yürüyüş stili, ortak kullanım alanlarını paylaşma fedakârlığı hemen fark edilir. Aksinin yerini siz tayin edin. 

İNEN VE BİNEN İNSAN

Arabamı servise bırakıp metroyla iş yerine giderken Halkapınar’da trenden inmeye teşebbüs ettim. Kapılar açılır açılmaz, “Lütfen inen yolculara öncelik veriniz” uyarısı eşliğinde üzerime çığ gibi kalabalık hücum etti. İnen yolcu ile binen yolcu arasındaki farkı idrak edemeyen şuursuz bir kalabalık! Sağımdan solumdan geçenler neyse de karşımdan birisi gelip bana çarptı, “çabuk olsana!” diye daldı trene yer kapmak için… Böyle ortamlarda ne söylenir, nasıl cevap verilir inanın bilmiyorum.

 Ancak 40 yıldır gazetecilik yapan birisi olarak defalarca yaşanan sorunun tekrar etmesine şaşırdığım için mutluluk duydum. Zira insanın hayata ve insanlara dair ilgisinin devam etmesi sağlıklı bir durumdur. Lev Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar?” kitabını alırken beklentilerim insanın temel maddi ihtiyaçlarıyla sınırlı değildi. Ancak kitabı okudukça saf sevgi ve merhametin insanı hayatta tutan temel güç maddi zenginlikten daha değerli olduğunu ironik bir dille anlatmasına hayranlıkla bağlandım. Diğer temel vurgu: insan yalnız yaşayamaz. Başkalarına ihtiyaç duyar ve paylaşımla var olur. Tolstoy’a göre insana neyin verildiği değil; kalbinde neyin eksik olduğu önemlidir. İşte bu eksikliği yalnızca sevgi tamamlar. 

İNSANLA İNSANLIĞIN MESAFESİ 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Tatlıdil, benim idolümdür. Ercan hocamla bağımız sadece gazeteci akademisyen değil; aramızda doğal bir öğrenme sürecimiz de vardı.

 Akademik dille anlattıklarını can kulağıyla dinler, 90’lı yıllarda muhabiri olduğum ulusal gazeteye okuyucunun anlayacağı biçimde haber diline çevirirdim. Şunun için anlattım: Bildiğimizi sandığımız pek çok davranışı hazırlayan sebeplerin aslında o kadar basit olmadığını sosyal psikolojinin verileriyle daha iyi anlıyoruz. 

Bireylerin düşünce, duygu ve davranışlarının diğerleri tarafından nasıl etkilendiğini, sosyal çevresiyle nasıl etkileşime girdiğini bilimsel bir metodolijiyle öğrenebiliriz. 
Bir kalabalığın arasına girdiğinizde kendinize dikkat edin; konuşmanız, davranışınız ne kadar değişiyor değil mi? Karar alırken farkında olmadan “herkes böyle yapıyorsa doğru olan budur” diye düşünürüz. 

Rüzgârın denizde dalgalara şekil vermesi gibi sosyal çevre de davranışlarımıza heykeltıraş gibi şekil veriyor. 
Şimdi bulunduğunuz yerde çevrenize bakın ve karar verin; bu insanlar nereden geliyor? Konuşmalarına kulak verin; bu insan hangi kültürden beslenmiş. Onunla ne kadar süre bir arada kalıp sözlü iletişimi sürdürebilirsiniz? Davranışları kentte yaşamaya yatkın mı? Medeniyetle tanışıklığı işte en görünür ipucudur. Sevgi ve saygının eksik olduğu yer medeniyetin bittiği yerdir.

Yazarın Diğer Yazıları