Tevfik ZEYLAN

Bir ekranın ardında büyüyen yalnızlık!

Tevfik ZEYLAN

Bir genç düşünün. Arkadaş çevresi giderek daralmış. Romantik ilişkiler kurmakta zorlanıyor. Sosyal medyada başkalarının ilişkilerini, mutlu çiftleri, daha sosyal ve daha başarılı görünen akranlarını izliyor. Bir süre sonra zihninde bazı sorular beliriyor:

“Neden kimse beni istemiyor?”
“Neden onlar yapabiliyor da ben yapamıyorum?”
“Bende ne eksik?”

Bu soruların kendisi oldukça insani. Reddedilmek, yalnız hissetmek, sevilmediğini düşünmek ya da bir ilişki kurmakta zorlanmak, hayatın herhangi bir döneminde pek çok insanın yaşayabileceği deneyimler.

Fakat bazen insan bu soruların cevabını kendi içinde bulamaz. İşte o zaman internet ona oldukça güçlü bir şey sunabilir: Bir açıklama.

Son yıllarda daha sık duyduğumuz “incel” kavramı da tam burada karşımıza çıkıyor.

“Incel”, İngilizce involuntary celibate, yani “istemsiz bekâr/cinsel olarak yalnız” ifadesinin kısaltması. Bugün bu kavram yalnızca romantik ya da cinsel ilişki kuramayan insanları tarif etmiyor.

İnternetin belirli köşelerinde kendine özgü kavramları, açıklamaları ve dünya görüşü olan bir alt kültürü de ifade ediyor.

Bu dünyaya dışarıdan bakıldığında ilk görülen şey çoğu zaman kadınlara yönelik öfke oluyor. Oysa bu öfkenin arkasına baktığımızda başka duygularla da karşılaşıyoruz: Yalnızlık, reddedilme, değersizlik, utanç ve aidiyet ihtiyacı.

Nitekim incel olduğunu belirten erkeklerle yapılan araştırmalarda, bu kişilerin karşılaştırma gruplarındaki erkeklere göre daha fazla yalnızlık ve daha düşük sosyal destek bildirdikleri görülüyor.

Aynı araştırmalarda sosyal geri çekilme, kendini suçlama ve sürekli kendisi hakkında olumsuz düşünme gibi baş etme biçimlerinin de daha sık görülebildiği bildiriliyor.

Bu bulgular bize önemli bir şeyi hatırlatıyor: İncel meselesini yalnızca “kadınlarla ilişki kuramayan erkekler” başlığı altında okumak eksik kalıyor. Sosyal izolasyon da bu tablonun önemli parçalarından biri.

Burada psikolojik açıdan dikkat çekici bir dönüşüm başlayabiliyor.

“Bir ilişki kurmakta zorlanıyorum” düşüncesi zamanla “Kimse beni istemiyor” düşüncesine dönüşebiliyor.

Ardından:

“Çünkü yeterince yakışıklı değilim.”
“Kadınlar yalnızca belirli erkekleri tercih ediyor.”
“Ben ne yaparsam yapayım bunun değişme ihtimali yok.”

Ve sonunda:

“Dünya zaten benim gibiler için adil değil.”

İncel kültüründe bu kaderci düşünce biçiminin en bilinen ifadelerinden biri “blackpill”, yani “kara hap” düşüncesi. Bu anlayışta fiziksel görünümün ve değiştirilemez olduğu düşünülen bazı özelliklerin kişinin ilişki hayatını neredeyse tamamen belirlediğine inanılıyor. Dolayısıyla sorun, çözülebilecek bir güçlük olmaktan çıkarak değiştirilemez bir kader hâline gelebiliyor. Araştırmacılar da incel forumlarında bu kaderci yaklaşımın güçlü biçimde tekrarlandığını gösteriyor.

İşte internet topluluklarının etkisini burada ayrıca düşünmek gerekiyor.

Çünkü insan yalnızken “Belki ben yanlış düşünüyorum” diyebilir.

Fakat bir foruma girdiğinde yüzlerce kişinin aynı şeyi söylediğini görüyorsa, düşüncesi artık yalnızca kişisel bir düşünce olmaktan çıkabilir.

“Demek ki sadece ben yaşamıyorum.”
“Demek ki sorun gerçekten bende değil.”
“Demek ki dünya gerçekten böyle.”

Bir topluluğa ait olmak insana güçlü bir rahatlama sağlayabilir. Özellikle uzun süredir anlaşılmadığını hisseden biri için kendisine benzeyen insanların bulunduğu bir ortam oldukça çekici olabilir. Sorun, o topluluğun kişinin acısını anlamasıyla değil, acının nedenini sürekli aynı gruba bağlamasıyla başlıyor.

Çünkü “Ben yalnızım” demekle “Ben yalnızım çünkü kadınlar böyle” demek arasında büyük bir psikolojik fark vardır.

İlk cümlede kişi kendi yaşadığı duyguyu ve deneyimi tarif eder.

İkinci cümlede ise yaşadığı sorunun nedeni artık dışarıdaki belirli bir gruba yüklenmeye başlanır.

İşte bu geçiş önemlidir.

Burada incel topluluklarının tamamını aynı kefeye koymak da doğru değil. Kendini incel olarak tanımlayan herkes şiddeti desteklemiyor; herkes aynı düşüncelere sahip değil. Bu konuda yapılan çalışmalar da toplulukların kendi içinde farklılıklar barındırdığını gösteriyor. Ancak geniş ölçekli araştırmalar, bazı incel çevrelerinde kadın düşmanlığının, mağduriyet anlatısının ve kaderci dünya görüşünün birbirini besleyebildiğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle belki de yalnız genç erkekleri hemen etiketlemek yerine daha zor bir soruyu sormamız gerekiyor:

Neden bazı gençler internette bu dünyalarda kendilerini bu kadar hızlı “evlerinde” hissediyor?

Genç erkeklerin yalnızlığından, romantik reddedilmeden, değersizlik duygusundan ya da ilişki kurmakta yaşadıkları güçlüklerden konuşmak, kadın düşmanlığını mazur görmek değildir.

Tam tersine, bu duyguları konuşmadığımızda onların yerini kimin doldurduğunu sorgulamamız gerekir.

Çünkü insan zihni yaşadığı acıya bir anlam vermek ister. Sağlıklı bir açıklama bulamadığında ise karşısına çıkan en ikna edici hikâyeye tutunabilir.

Ve internet bazen oldukça basit bir hikâye sunuyor:

“Senin bir suçun yok. Sana haksızlık yapıldı. Ve bunun bir sorumlusu var.”

Fakat asıl mesele tam da burada başlıyor.

Ortak yalnızlık hangi noktada ortak öfkeye dönüşüyor?

Çünkü dijital dünyada insanlar yalnızca birbirlerinin acısını paylaşmıyor.

Bazen birbirlerinin öfkesini de büyütüyorlar.

Bu yazı dizisinin ikinci bölümünde ise tam olarak bu noktaya bakacağız: İncel topluluklarında ortak mağduriyet duygusu nasıl öfkeye dönüşebiliyor, dijital yankı odaları bu öfkeyi nasıl büyütüyor ve şiddetin dili hangi noktada sıradanlaşmaya başlıyor?

Yazarın Diğer Yazıları