Büyükışık davasında kamera ve telefon savunması

Dorukhan Büyükışık'ın şüpheli ölümüne ilişkin görülen dava kapsamında savunmasını yapan İ.G.E., güvenlik kamerası görüntüleri ve telefonların teslimiyle ilgili konuştu.

Hayriye Gülperi TİBİN – İzmir Narlıdere’de 2018 yılında inşaat alanında cansız bedeni bulunan Dorukhan Büyükışık’ın şüpheli ölümüne ilişkin duruşma devam ediyor. 26 sanığın hakim karşısına çıktığı duruşmada sanık ifadeleri alınıyor. Bu kapsamda, o dönemde Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedeninin bulunduğu inşaatın şantiye şefliğini yapan sanık İ.G.E, savunmasını gerçekleştirdi. İ.G.E., “İnşaat yüksek mühendisiyim. Olay zamanı, şantiye şefi olarak çalıştım. Tanyer inşaatta 2017 – 1021 yılları arasında inşaat şefi olarak çalıştım. 2022 yılında İstanbul’a taşındım, kendi isteğimle işten ayrıldım. Organizasyon şemamızda şantiyede ben şantiye şefi olarak görev yapıyordum. Proje müdürüne bağlı olarak C.A. araç makine sorumlusu, personel şefi o tarihte güvenlik amiri olarak da görünüyordu. Benim altımda ise saha mühendisi Y.A. vardı. İmalatla ilgili şantiyenin projesini uygun ve yönetmeliğe göre yapılmasını sağlarım” ifadelerini kullandı. 

Biraz bekledikten sonra şantiye alanına geri döndüm 

İ.G.E. konuşmasına şöyle devam etti: 
“Olay gününden bir gün önce ben çalışıyordum. 18.00 – 19.00 saatleri arasında şantiyeden ayrıldım ve evime geçtim o gün başka bir yere gittiğimi hatırlamıyorum. Belki kayınvalideme gitmiş olabilirim. Onu haricinde evdeydim. O dönemde Y.A., pazar günü sabah beni aradı. Ben de uyandım. Gökmen bey kumda biri yatıyor dedi. Kaldır o zaman dedim, uyku sersemiydim. Ölmüş olabilir dedi. Tamam geliyorum dedim. Beni aradığında saat 8 buçuk 9 diye hatırlıyorum. Üzerinden çok zaman geçti. Sonra şantiyeye gittim. Vardığımda da 9 10 arasıydı saat yanlış hatırlamıyorsam. Ben geldiğimde şirket sahipleri oradaydı, Y.A. oradaydı. Emniyet şeridi çekilmişti. Polislerden biri beni alıp tanıyor musun diye ölen şahsın yanına getirdiler.

Tanımadığımı söyledim ve beni oradan çıkardılar. 

Bir süre sonra bir polis gelip kamera kayıtlarının izlendiği yeri sordu. Y.A.’yı çağırdım ve polislere yardımcı olmasını söyledim. M.K’den de yardım almasını söyledim. Aradan 40 dakika ya da 1 saat geçtikten sonra kayıt cihazının olduğu yere baktığımda Yiğit ve murat oradaydı. Polislere yardımcı olduğunu gördüm. Orada hala aynı işle ilgilendiklerini gördüm. Bir süre sonra yine bir polis memuru, savcının talimatı var şu şahıs aşağıdaki karakolda ifade verecek dedi. Ben de tamam dedim. Sen götürür müsün dedi. Bana da polis beyler ne istiyorsa yardımcı olmam gerektiği söylendi ben de tamam dedim. Savcı talimatı olduğu için orada ifadeye girinceye kadar bekledim. Bir süre sonra çıktım. Götürdüğümde saat tahminin 11’den sonraydı. Ama sadece tahmin, çok sene geçti. Orada biraz bekledikten sonra şantiye alanına geri döndüm. Sonrasında da ayrıldım oradan. Saat 2’den sonra olduğunu hatırlıyorum. 
Olay yerinde size anlattığım şeyler dışında bir şey yapmadım. Emniyetten kimseyi tanımıyorum. Münir bey ve Taylan Bey’e merhaba dedim, olayla ilgili bilgileri var mı diye sordum benden önce geldiklerini düşünerek. Bu şekilde bir görüşme oldu. 
Bir kısa kodlu telefonum vardı. Telefonların bir sorumlusu, kime verileceğine dair kararı yönetim kararı veriyor. 3314’ün kimin olduğunu hatırlamıyorum, bu telefon gece bekçisinde kalırdı. Gündüz bekçisine verilirdi. Gündüz bekçisi dediğimiz zaman net bir kişi yok, Hasan Abi koordinasyonu sağlardı.” 

Olaydan birkaç gün sonra merkez ofisten telefon geldi 

İ.G.E., savunmasının devamında şu ifadeleri kullandı: 
“Kameralar zaten bir şantiye alanında hangi şantiyelerde kameralar vardı, biz bunu hırsızlık için kullanıyorduk. Şantiyemiz toplu olduğu için yatayda çok daha uzun metreler olduğu için dolayısıyla dış yerlere bakıyordu. Etrafımızda defalarca hırsızlık yapıldı. O zaman güvenlik amirimiz başka biriydi, o gittiğinde Cevdet Bey’e eklendi. Kameralar dış taraflardaki hırsızlığa karşı kurulmuştu. İçeride herhangi bir kameramız yoktu. 

Bir arıza olduğunda bize bildirilir. M.K.’nin çözebileceği bir şeyse çözer. Kameralar arızalandığında ilk başvurduğumuz M.K.’dir. Arızalı olduğu belirtilen kameranın fotoğrafları incelediğimde c blokun kapısının yanında olduğunu gördüm. Ancak arızalı olduğu söyleniyordu, duyumdan ibaret bilgim. İddianamede olan şeylerden bir tanesi de krokiler çiziliyor. Olaydan yıllar sonra. Arazide inşaatlar yapıldıkça kameralar köre düşer. Kamera yapılır. Kör oldu bir kamera artık denince o kameranın yeri değiştirilir. Kamerayla ilgili de arıza olduğu söyleniyordu. Kameralar defalarca değişti ancak hırsızlık olayları nedeniyle. 7 Mayıs’ta da zaten yerinde olmadığını gördük mevzu bahis kameranın. O tarihte zaten, olaydan önce o kamera orada yokmuş. Olaydan birkaç gün sonra merkez ofisten bana telefon geldi. Ölen çocuğun görüntüleri aşağıdaki karakola gönderilecek dendi. Tamam dedim, Y.A.’ya haber verdim. Bu görüntüleri götürmesini istedim karakola. Götürüldüğünü Y.A.’dan öğrendim. Ancak bize bununla ilgili bir gün ay tarih verilmedi. Sonuçta polis savcı değiliz, bu nasıl incelenir nasıl yapılır bilmiyoruz. Dolayısıyla aldığımız talimatı yerine getirdik. Merkez ofisten geldi arama ama kim olduğunu tam hatırlamıyorum. Kameraları soran polislerin almak istediklerini düşünüyordum. O gün de polislere ben eşlik etmedim. Olay günü sadece başına bekleyen Y.A. ve M.K.’yi gördüm. Polisleri de tespit edemem.” 

Biz önceki telefonları teslim ettik 

Telefonların teslimiyle ilgili de konuşan İ.G.E., şunları söyledi:
“Yine merkez ofisteyken telefonların istendiğine dair bir haber geldi. Bu teknik operasyonu nasıl sürdüreceğiz, yazılırsa yanarız inşaatımızı sürdürelim yardımcı olmaya çalışırken mağdur edilmeyelim diye konuştuk. Günde 100 tane konuşma yapıyoruz yeri geliyor 200 tane. Bu çok büyük bir şantiye. Dolayısıyla bizim inşaat işi aksayabilir. O yüzden bu şekilde söyleniyor. Bir gidelim mağdur edilmeyelim diye. Fakat şirket dilekçe sunmaya bir şey görmedi ki biz telefonları teslim ettik. Biz senelerce bu dosya için yardım ettiğimiz halde neden mağdur edildiğimizi bilmek için oraya gitmiştik. 

Olay gününden sonra tabii ki telefonlardan bozulanlar değiştirildi. Çoğu telefon tuşlu telefondu. Hatlar değiştirilmedi. Hatlar diye telefona teslim ettiği zaman bizlere yeni hat çıkarıldı. Biz öncekileri teslim ettik. İlk teslim ettik, sonra yeni hatlar aldık. 
Olaydan yine üç sene sonra cinayet şubeden şantiyeye geldiler. Benden personel listesi ve orada olan nöbetçi listesi istendi. Olay gecesi asma bahçelerde a b c blokta kimler olduğunun listesi bana verildi. Ben de o şekilde hazırlandığı için o şekilde imzalayıp, görevim olmamasına rağmen o şekilde teslim ettim. Olaydan üç sene sonra kimin nerede ne yaptığını da o zaman öğrenmiştim. 

Telefon teslimi de aslında bu şekildeydi. Bir telefon listesi geldi bize. Bunu hazırlayalım dedik. Genelde Cevdet Bey zimmetler. Kimin hangi telefonu kullanacağı kendisinde yazılıdır. E Mail numaraları alındı o zaman. Ben de bu telefonları yine bana hazır olarak sunulan telefonları alıp teslim ettim. Zaten telefonlar personel çizelgeleri, üç sene sonra bile zaten mutlaka bir hata payı barındırıyor. Ancak herkese sorarak, bütün fotoğraflara bakarak, büyük emekle hazırlanan bir şeydi onlar.
Kayıt cihazları olaydan iki üç sene sonra istendi.”

İzmir Gaste | izmirgaste | - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
HABER MERKEZİ

Bakmadan Geçme