Serde Cumhuriyet Var
Saadet BAYKAL
Serde İzmirlilik var.. Anne köklerimin Selanik’ten göç edişi var… Aile büyüklerimin asla taviz vermediği bir bağlılık-kararlılık var.. Okuduğum tüm okullarda aldığım tüm eğitimlerin, aydın hocalar tarafından aktarılması var.. Var da var… Serde Cumhuriyet var!
29 Ekim günlerini ayrı severim… Bu günü, hayatım boyunca coşkuyla yaşamışımdır… Nerede ve hangi duygu içerisinde olursam olayım, 29 Ekim dendi mi, bir silkelenirim. Köklerime sıkı sıkıya bağlandığımı hissettiğim, topraklandığım bir zaman dilimidir 29 Ekimler benim için. Sahneye çıkıp şiir okumuşluğum da vardır, protokolde tören sunmuşluğum da. Balkonuma bayrak asmışken, caddeden geçen mahallemizin lise bando takımını coşkuyla alkışlayışım da…. Normal zamanda kalabalıklar içinde, insanlara temas edecek kadar dip dibe yürümekten nefret ettiğim hâlde, elimde Türk bayrağı, on binlerle birlikte caddelerde yürümüşlüğüm, insan zincirine dahil olup, tanımadığım insanlarla sahilde el ele tutuşmuşluğum da vardır. Asla normal bir zaman değildir 29 Ekimler benim için…
Cumhuriyet, hoşlanmadığım bir şeyi bana zorla yaptıran değil, hoşlanmadığım o şeyi bana unutturacak denli güç ve ilham veren bir güvenlik alanı çünkü. Evim gibi, yuvam gibi.. Ailem gibi…Hasta olduğumda sabaha kadar başımda bekleyen annem gibi..
”Ne olursa olsun, önce okulun bitecek, sonra evleneceksin” diyen teyzem gibi..
Aile içinde bir karar alınacağı zaman, yaşım kaç olursa olsun “sen ne diyorsun bu konuda” diye soran ebeveynlerim gibi. Evlenmeden önce tekil olarak, “Ben artık bağımsız yaşamak istiyorum” deyip de aile evinden ayrıldığımda, arkamdan su döken büyüklerim gibi. Bugün ağabeyim dahil, bahsi geçen bu aile büyüklerimin hiçbiri artık yok. Hepsini uğurladım öte diyâra. Tek bir ağabeyim kaldı bana ailemden yadigâr… Bir masa düşünün; sadece tek bir ayağı var. Diğer ayakların hepsi kırılmış; tıpkı o masa gibiyim şimdi. Köklenme ihtiyacı, her yaşta hepimiz için geçerli. Ve inanın, temelde bir sarsıntı olunca, binanın ya da verdiğim örnekte masanın, yıkılması çok kolay. Yıkılmaması da mümkün elbette. Üstüste yaşadığım ağır kayıplar ve beraberinde gelen sağlık sorunları sonrasında, benim masam da parçalanmak üzereydi az kalsın.. Ama parçalanmadı… Sonra düşündüm, o tek ayakla nasıl parçalanmadı bu masa diye…Ve sonra, özümden geldi cevap yine:
“Doğumundan itibaren ailenden edindiğin bütün bilişsel becerilerin, birikimin-donanımın ve kalbî gücün eşit miktarda her bir hücrene dağıldı. Hücrelerinden bir kısmı zarar görse, yok olsa bile ne olabilir ki? Elinde kalanlar da aynı yoğunlukta ve nitelikte zaten senin özünde ve kalan diğer hücrelerinde mevcut.”
Tıpkı doğal yaşamdaki bir deniz yıldızı gibi… Kopan bacağının yerine zamanla, yenisini üretebilmesi gibi... Yoktan var edemez elbet; ama her insan kendini 'yokluğun' içinden var edebilir...
Kişisel tarihimin son yıllarında, bir mottodur bu düşünce benim için. Ailem artık erişilebilir değil ama onlar yine de var ve her daim yanımdalar. Yok olmaya yüz tutmuşken, kendini yeniden var edebilen bedenimin her bir hücresinde ve özümde yaşıyor onlar… O yüzdendir belki de, tek bacaklı masamın eskisinden de sağlam durabilmesi artık. Masa özünü hatırladı zira...
Evet-doğrudur; köklerime sıkı sıkıya bağlı olduğumu hissettiğim, topraklandığım bir zaman dilimidir 29 Ekimler benim için… Ailem anayurdum, anayurdum da ailemdir çünkü benim. Toprağımdır, o toprakta yetişen her bir bitki, meyve ve ağaçtır 29 Ekimler benim için. Ne kadar sallanırsa sallansın kökleri; yaşamaya, var olmaya devam edecektir florası-ekosistemi. Toprağımın her bir nanometresi Cumhuriyettir çünkü benim için…
Bugün, yarın ve daima; Cumhuriyetimiz kaim, toyumuz kutlu olsun!