Yunan asıllı olduğu için biz ona ‘‘Komşu kızı’’ diyebiliriz.
Gelmiş geçmiş en temperamentli şarkıcılardan biridir. Sesindeki acıyı, yoğun duyguyu, yaşanmışlığı ölçen bir alet olsaydı, o alet bile dayanır mıydı bilmiyorum.
Dramatik kolaratür soprano, nadir bulunan bir ses türüdür.
Normal bir opera sanatçısı tek bir ses türüyle kariyerini sürdürürken, Callas’ı sanki 3 ayrı sesmiş gibi düşünün. Mezzo soprano karakterindeki Carmen’den, Tosca’ya, oradan en tiz notalara ulaşan Lucia di Lammermoor’a kadar birbirinden çok farklı rollere girebiliyordu.
‘‘Casta Diva’’ adlı aryayı mutlaka Callas’tan dinlemelisiniz. O şarkıyı söylemedi, yaşadı. Ona tiyatral ruh ve acı kattı. Norma rolünü yeniden doğurdu.
Maria…
1977 yılının 16 Eylül günü, bu dünyadan 53 yaşında, çok mutsuz bir kadın ayrıldı.
Adını altın harflerle yazdırmayı başarmış ve ölümsüzleşmiş bir sanatçıdan bahsediyoruz.
İki yıl önce çekilen Callas filminde beklentim yüksekti. Ancak Callas’ı Anjelina Jolie’nin canlandırdığını öğrendiğimde beklentimi düşük tutmuştum. Karakterini ve hayatını bildiğim için, onun son dört buhranlı gününü, sararıp solduğu anlarını merkeze aldıkları için filmi beğenmedim..
Nerede o ateşli ve savaşçı kadın? Tüm hayatının özetini buhranlı geçirdiği son dört güne mi sığdırdınız? Canı pahasına, tırmalayarak kazandığı hayatından ve ihtişamlı kariyerinden geriye kalan bu mu?
Kadının büyük bir tutkuyla bağlı olduğu aşkını da hayal meyal koymuşlar. Haluk Bilginer’in rolünden bahsediyorum. Hazır elinize geçmişken, Bilginer gibi bir oyuncunun, hemşehrisi Onassis’i canladırması için daha uzun bir rol veremez miydiniz? Sıkıcısınız!
Savaş, kıtlık içinde Atina yılları
Maria Callas, doğduğu New York’tan 13 yaşında Yunanistan’a taşındı. İkinci Dünya Savaşı sırasında ergenliği ve gençliği, işgal altında olan Atina’da geçti.
Biyografilerine ve yakın dostlarının anılarına göre annesi, kızlarını, özellikle Maria’yı, yiyecek karşılığında Nazi askerleriyle birlikte olmaya zorladı. Maria bu duruma şiddetle direndi. Kendisini korumasız bırakan ve çocukluğunu elinden alan annesini hayatı boyunca hiç affetmedi. Ünlü olduktan sonra onunla tüm bağını kopardı.
Maria eve gelen askerlerin karşısında şarkı söyleyerek resmen onları büyüledi. Sesi, onun onuruyla hayatta kalması için araca dönüştü. Atina Konservatuvarı'ndaki hocası, efsanevi soprano Elvira de Hidalgo sayesinde bu karanlık dönemde müziğe tutundu.
Evlerinde saklanan iki İngiliz askerinin kaçmasına yardımcı olmak için diğer askerleri Puccini’nin Tosca aryasıyla oyaladığı da anlatılır. Kaçan ve eve baskın yapan askerler, o zaman ne kadar şanslı olduklarını biliyorlar mıydı?
Callas, savaş bittikten sonra Amerika’ya babasının yanına döndü. Cebinde beş kuruşu yoktu. Ajanslar ve menajerler onun aşırı kilolu olduğunu ve sesinin "tuhaf, çiğ ve kontrolsüz" çıktığını söyleyerek kontrat imzalamaya yanaşmıyorlardı. Yıllarca New York'ta babasının küçük yardımlarıyla, neredeyse aç bir şekilde sırasını bekledi.
Hayatını değiştiren teklif
Tam umudunu kaybetmek üzereyken, İtalyan bir bas şarkıcı ve menajer onu keşfetti ve ona İtalya'daki Verona Arena festivali için bir sözleşme uzattı. Bu, Callas efsanesinin fitilini ateşledi. Callas’ın İtalya’daki uluslararası kariyeri 1947’de Arena di Verona’da La Gioconda ile başladı.
Çok ileri derecede miyoptu. Şefi, dekorları ve sahnedeki ayrıntıları doğru dürüst göremiyordu. Partnerlerinin nereden gelip nereye basacağını ezberliyor; hafızası, sezgisiyle hareket ediyordu. Seyircinin karşısında kusursuz görünen o kadın, karanlık dünyasından ışık saçıyordu.
Verona’da kendisinden 28 yaş büyük olan sanayici G. B. Meneghini ile evlendi. Menajerliğini de yapan kocası, onu ülkenin önemli sahnelerine taşıdı. Callas, kısa sürede
İtalya’nın en büyük opera merkezlerinden biri olan La Scala’nın yıldızına dönüştü.
30 yaşında 95 kilodan 65 kiloya düştü. Artık sadece güzel şarkı söyleyen bir soprano değildi. Sahnedeki karakteri fiziğiyle temsil eden güçlü bir tiyatro oyuncusu olmuştu.
Artık İtalya'da fırtınalar estiriyor, kovulduğu veya reddedildiği her sahneye bir kraliçe gibi dönüyordu. Dünyada onunla özdeşleşen ‘‘La Divina’' ünvanını kazandı.
Onassis’ten sonra o ses sustu.
Zirvedeyken, hayatını tamamen altüst edecek o adamla tanıştı: Yunan armatör Aristotle Onassis. Callas, Onassis için kocasını, evini ve en önemlisi operayı, sahneleri bıraktı. Hayatı boyunca aradığı o sığınma ve sevilme hissini Onassis'te bulduğunu sanıyordu.
1968 yılında Onassis, Callas'a hiç haber vermeden, Jackie Kennedy ile evlendi. Callas bu haberi gazetelerden öğrendi ve bir daha da toparlanamadı.
Şarkı söyleyemeyen bir Callas için yaşamın anlamı kalmamıştı.
Ölümünden sonra ortaya çıkan mektupları ve günlüklerinde:
Annesi, Callas’ın gençliğinde onu zengin erkeklere pazarlamaya çalıştığı, ünlü olduğunda ise basına konuşmakla tehdit ederek Callas'a şantaj yaptığı…
Kocası Meneghini ise Callas'ın milyarlarca liralık telifini ve parasını kendi üstüne geçirerek onu dolandırdığı…
Onassis'in, ona sık sık uyuşturucu içerikli sakinleştiriciler vererek; fiziksel, psikolojik şiddet uyguladığı gibi manipüle ettiği biyografilerde ve anılarda farklı şekillerde anlatılıyor.
Çalınan küller ve Ege Denizi
Ölümünden sonra cenazesi yakıldıktan sonra, külleri Paris'teki ünlü Père Lachaise Mezarlığı'ndan çalındı. Sonrasında vasiyeti yerine getirildi ve külleri, bir dönem aşkını yaşadığı toprakların denizine, Ege Denizi'nin sularına bırakıldı.
Belki de Maria Callas’ın hikâyesinin en güzel finali budur.
Bazıları acıyı yaşar. Bazıları ise acıyı sanata dönüştürür.