Sürekli ahlâktan söz eden toplumlar ahlâksız mıdır?
Ali KAYADİBİ
Sosyolojik ve psikolojik analizlere göre sürekli ahlâk, namus ve dürüstlükten söz edenlerin kendinde eksik olanı dışa vurması, karşıt tepki kurma çabası olarak açıklanır. Siyasetin ve sosyal hayatın içinde ahlâk, namus, erdem ve dürüstlük kavramlarının en sık kullandığı bir dönemdeyiz. Temsil olarak söylüyorum; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılması, bazı kesimlerce bütün bu değerlerden yoksunlukla suçlandı. Suçlayanların kendi siyasi, sosyal ve bireysel hayatlarında bu kavramların noksanlığını sorgulamadıkları net! Çünkü “karşıt tepki kurma”, öfke ve nefretin bastırılmasında bir yöntemdir. İzmir’de siyasi karşıtlık, bunu körüklüyor. Halkın bir kesimine de bu fikri geçirmek isteyen partiler, siyasi varlığını güçlendirmek, taraftar toplamak gibi çabalara giriyor. AK Parti üyesi olarak başkanlık görevini sürdürecek Cemil Tugay’ın 5 günlük izne ayrılmasını protestoların önüne geçmek olarak yorumlayanlar haklı… Elbette protestolar sonsuza dek sürmeyecek. Siyasetçiler, yeni politik malzeme bularak taraftarı yanına çekmeye çalışacak, vatandaş da işine gücüne bakacak. Sadece bir ortak beklenti var; hizmet siyasetinin gerçekleşmesi!
AHLÂK YAŞANTIDA GÖRÜLÜR
Dünyaca ünlü filozof, bilim insanı, mantıkçı ve müzisyen Fârâbî, “ahlâkın temel amacı” der, “insanın en yüksek iyi olan mutluluğa (saadete) ulaşmasıdır.” Aristo’dan sonra gelen “İkinci Öğretmen” anlamında “Muallim-i Sânî” lâkabı verilmiştir Fârâbi’ye… İslam dünyasında siyaset felsefesinin kurucusu Fârâbî, “el-Medînetü’l-Fâdıla” yani “Erdemli Şehir” eserinde şöyle der: “İnsanın yöneldiği amaçların en yetkini ve bizzat kendisi için isteneni mutluluktur. Bilgi ve akıl: Mutluluğa, evreni ve kendisini akıl yoluyla anlayarak Tanrı’yı bilerek erdemli davranarak ulaşılır. İyi ahlâk, eylemlerde aşırı veya eksik olmamak, orta derecede (mutedil) kalmaktır.” İnsan yetkinliği ve erdemi üzerinde de duran Fârâbî’nin bize fikren katkıda bulunabilecek “Ahlâk ve siyaset” ilişkisine dair fikirlerine göz atalım. İnsanın sosyal bir varlık olduğuna vurgu yapan düşünür, “Ahlâk ve düşünsel yetkinliğe ancak bir toplum içinde, yardımlaşmayla ulaşılabilir. Ahlâk ve siyaset iç içedir. Bireyin mutlu olması için erdemli bir toplumda ve erdemli bir devlet düzeninde yaşaması gerekir.” Bu konuda meraklı olanlar Fârâbî’nin “El-Medînetü’l-Fâdıla) Erdemli Şehir eserinden yararlanabilir.
EKSİKLİKTEN ERDEM ÇIKARMAK
İnsanın temel döngüsü, ötekini ahlâksızlıkla suçlayıp ahlâklı görünme çabasıdır. Kendisinde olmayanı var gibi gösterme gayreti… Yorucu ama karşı tarafta hâlâ çalışan bir sistemdir. Buna başkasının eksikliklerinden erdem çıkarma yarışıdır. Günümüze uyarlarsak; İzmir’de günlerdir siyasi partiler arasında ahlâk ve erdem yarıştırma gayreti var. AK Parti’ye geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın ahlâk ve erdemden yoksun olduğunu öylesine kesin bir dille söyleyen siyasetçiler var ki; kendilerinin kişisel tarihlerinde kusur yok! Ne yazık ki, toplumları siyaset şekillendiriyor. Ancak şerefli siyaseti unutan bazı siyasetçiler, Fârâbî gibi İslam coğrafyasında düşüncenin altın çağını kuran düşünürlerin bin yıl gerisinde… Çünkü ahlâk ve erdemi, insanın Tanrı tarafından yaratılmış olmasının kazandırdığı şerefle tanımlayan Fârâbî bugün beklenti ve çıkarlara göre tarif edilen ahlâktan söz etmez. Zira ahlâk ve erdem ne yazık ki düşünce ve muamelatta yeri almamakta. Yaşanan pek çok sorun da sokaklarda nümâyişlerle çözülmeye çalışılıyor. Oysa evindeki insan, sokağa çıktığında sadece yaşanacak bir kent ister. Şerefli şehirler ancak erdemli tutumlarla kurulabilir.