Tuncer'den 'yeşil duvar' çıkışı: İzmir tarımı için fırsata dönüşmeli
İTB Ekim Ayı olağan meclis toplantısında konuşan İTB Başkanı Tuncer, 'Gayemiz çok net, üyelerimizin küresel pazarlardaki yeşil duvarlara çarpmasını önlemek, bu zorlu süreci bir yük değil, İzmir'in tarım ve gıda sektörü için büyüme fırsatı haline getirmektir' dedi.
Hayriye Gülperi TİBİN – İzmir Ticaret Borsası (İTB) Ekim Ayı Olağan Toplantısı gerçekleştirildi. Bülent Uçak’ın başkanlık ettiği toplantıya İTB Başkanı Ömer Gökhan Tuncer ve üyeler katılım gösterdi. İlk olarak gündem maddelerinin oylandığı toplantıda açıklamalarda bulunan Uçak, “Geçen hafta Borsamız koordinasyonunda yürütülen Ege Bölgesi Pamuk Rekolte Tahmin çalışmamızın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştık. Sonuçlar sektörümüz açısından çok üzücü. Pamuk sezonunu, tarladaki yüksek verim başarısı ile ekim alanlarındaki sert daralmanın tezat oluşturduğu bir yıl olarak özetleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Uçak: Üretici neden pamuktan uzaklaşıyor?
Uçak, konuşmasına şöyle devam etti:
“Artan üretim maliyetleri ve pamuktan elde edilen gelirin yetersiz kalması nedeniyle ekim alanları önemli ölçüde daraldı. Nitekim bölgemiz pamuk ekim alanları geçtiğimiz yıla göre yüzde 47 azalarak 49 bin 454 hektara geriledi. Ekim alanındaki azalışın boyutunu daha net ifade edilmek için, son 75 yılın en düşük ekim alanından yüzde 41 daha az bir alanda pamuk ekimi yapıldığını söylemek isterim. Bir yıl önce de ondan önceki senedeki ekim alanlarının yüzde 20’sini kaybetmiştik. Peki ne oluyor da üreticimiz pamuktan uzaklaşıyor? Pamukta yaşananlar, diğer birçok tarımsal üründen farklı değil. Maliyetler yüksek, fiyatlar düşük ve üreticimiz para kazanamıyor.
Üzüm, incir ve zeytin gibi çok yıllık ürünlerde üretici zarar etse de bir şekilde üretime devam ediyor, ama pamuk gibi tek yıllık ürünlerde piyasa şartları ekim alanlarını doğrudan etkiliyor. 45 liraya yaklaşan maliyete rağmen fiyatlar 38-40 lira seviyelerinde. Maliyetin yüzde 7’sine karşılık gelen, kilo da 3,3 liralık desteklemede üreticinin zararını karşılamıyor. Bu şartlar altında pamuk üretiminin maalesef önümüzdeki yıl da azalmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Konuyla ilgili olarak sizlerden de alacağımız görüşler çerçevesinde Pamuk sektörüne özel kısa – orta ve uzun vadeli bir sorun ve çözüm önerilerimizi içeren raporumuzu en kısa zamanda hazırlayarak Tarım Bakanlığımıza arz etmek için çalışmaya başladık.”
Tüm reel sektörümüzün ortak meselesi
Uçak, “Pamukta gördüğümüz bu tablo münferit değil, artan maliyetler ile düşen fiyatlar arasına sıkışan tarımımızın ve rekabet gücü baskılanan tüm reel sektörümüzün ortak meselesidir. Fiyat istikrarı mücadelesini elbette destekliyoruz. Ancak uygulanan politikaların başta tarım olmak üzere üretim kapasitemiz üzerindeki dönemsel yükünün iyi yönetilmesi, kalıcı istikrar için hayati önem taşımaktadır. Bizler, tarladaki üreticimizden sanayicimize kadar tüm üyelerimizin sesi olmaya ve üretim gücümüzü koruyacak yapıcı çözüm önerilerimizi paylaşmaya devam edeceğiz” dedi.
Tuncer: Riskler tarım sektörü açısından önemli
Uçak’ın ardından söz alan Tuncer ise tarım sektöründeki risklere dikkat çekti. Tuncer, şunları söyledi:
“Küresel ekonomi, finansal belirsizliklerin ve iklim kaynaklı risklerin giderek daha fazla iç içe geçtiği bir dönemi yaşıyor. Uluslararası kuruluşların son değerlendirmeleri de bu kritik gelişmelerin özellikle tarım ve gıda piyasaları açısından önemli sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Uluslararası Para Fonu’nun bu ay yayımladığı Küresel Finansal İstikrar Raporu, finans piyasalarının mevcut dayanıklılığına rağmen kırılganlıkların arttığını vurguluyor. Raporda, yapay zekâ alanındaki yüksek kazanç beklentilerinin karşılanmaması halinde finansal piyasalarda yaşanabilecek değer kayıpları, yüksek kamu borçları ve finansman maliyetlerindeki artış, küresel ekonomik istikrarı tehdit eden başlıca unsurlar arasında gösteriliyor. Söz konusu finansal kırılganlıklar, üretim ve ticaret üzerindeki etkileriyle reel sektöre de yansıma riski taşıyor. Bu riskler, tarım sektörü açısından da son derece önemli.”
Aşırı hava olaylarının gıda güvenliğine etkisi
Tuncer, hava olaylarının güvenli gıdaya etkisine ilişkin de konuştu. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın son değerlendirmesine dikkat çeken Tuncer, iklim değişikliğinin fiyat istikrarı ve temel ihtiyaçlara erişimi de tehdit ettiğini belirtti. Tuncer, konuşmasında şunları kaydetti:
“Finansmana erişimin zorlaşması, üreticilerin ve tarıma dayalı sanayi işletmelerinin yatırım kapasitesini sınırlandırırken, enerji fiyatları ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar, üretim maliyetlerini ve uluslararası ticareti doğrudan etkiliyor. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın son değerlendirmesi, El Niño kaynaklı aşırı hava olaylarının küresel gıda güvenliği üzerindeki olası etkilerine dikkatleri çekiyor. Programın analizine göre, El Niño nedeniyle Latin Amerika ve Karayipler’de 16 milyon, Doğu ve Güney Afrika’da 18 milyon, Asya ve Pasifik bölgesinde ise 8,2 milyon kişinin daha gıda güvensizliği riskiyle karşılaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim değişikliğinin yalnızca tarımsal üretimi değil, gıda arzını, fiyat istikrarını ve toplumların temel ihtiyaçlara erişimini de tehdit ettiğini net olarak gösteriyor. Finansal kırılganlıklar ile iklim kaynaklı üretim risklerinin aynı dönemde yaşanması, tarım ve gıda piyasaları üzerindeki baskıyı daha da artırabilir. Bir tarafta yükselen finansman ve girdi maliyetleri, diğer tarafta kuraklık, aşırı yağışlar ve verim kayıpları, küresel gıda fiyatlarında dalgalanmalara ve tedarik zincirlerinde aksamalara neden olabilir. Nitekim Dünya Gıda Programı, afetler gerçekleşmeden alınan önlemlere yapılan her 1 dolarlık yatırımın, insani kayıpların önlenmesi bakımından 7 dolara kadar fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Bu nedenle tarım sektöründe finansal dayanıklılığı güçlendirmek, iklim değişikliğine uyum yatırımlarını artırmak ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlamak zorundayız. Aksi halde ne gıda arz güvenliğini ne de üreticilerimizin rekabet gücünü korumak mümkün olabilir.”
Kar etmeyen iş sürdürülemez
Tuncer, konuşmasına şöyle devam etti:
“Son dönemde açıklanan TÜİK verilerine göre, tarımsal girdi fiyatları ağustos ayında yıllık yüzde 30,3 artarken, tarım ürünleri üretici fiyatlarındaki yıllık artış Eylül ayında yüzde 12,9 seviyesinde kaldı. Bu veriler, üretim maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki belirgin ayrışmaya işaret ediyor.
Çok yıllık bitkisel ürünlerde yıllık yüzde 19,3’lük düşüş yaşanırken, bölgemizin önemli tarımsal ürünlerinden üzümün üretici fiyatları yıllık olarak 23,4, yalnızca Eylül ayında ise yüzde 14,4 geriledi. Üretim maliyetlerinin yükselmeye devam ettiği bir dönemde ürün fiyatlarında yaşanan bu düşüşler, üreticilerimizin gelirlerini ve yeni üretim dönemine yönelik kararlarını şüphesiz ki olumsuz etkileyecektir. Benzer bir tabloyu hayvancılık sektöründe de görüyoruz. Ağustos ayında yumurta üretimi yıllık yüzde 21,4, ticari işletmeler tarafından toplanan inek sütü miktarı ise yüzde 9,5 arttı. Bu gelişmeler üretim kapasitesi açısından olumlu olmakla birlikte, üretici açısından asıl önemli olan, artan arzın ekonomik kazanca dönüşmesidir. Girdi ve finansman maliyetlerinin arttığı bir ortamda, üretim artışının iç talep ve ihracat olanaklarıyla desteklenememesi, üretici fiyatları ve işletme kârlılığı üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Bu durum, üretimden depolamaya, işlemeden pazarlamaya kadar tüm değer zincirini etkiliyor.
Nitekim iç ticaret verilerinde perakende satışlar artarken toptan ticarette daralma yaşanması, ekonomik hareketliliğin ticaretin tüm aşamalarına aynı ölçüde yansımadığını gösteriyor. 2026-27 sezonunda tarımda genel olarak verimin yüksek olduğu bereketli bir dönem yaşıyoruz. Ancak bu rakamlar da gösteriyor ki tarımsal üretimde yalnızca miktarsal artışlar yeterli değil. Her şeyden önce üreticinin maliyetlerini karşılayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve üretimini sürdürebildiği bir ekonomik yapıya ihtiyacımız var. Hiç kimse unutmamalı ki, kâr etmeyen iş sürdürülemez.”
İşletmelerimizin önüne çıkan iki temel duvar var
Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na da değinen Tuncer, “Dünya genelinde tarım ve gıda piyasaları çok köklü bir değişim sürecinden geçiyor. Bu süreçte, bir taraftan kuraklık, su kıtlığı ve kaynak baskısı gibi çevresel sorunları, diğer taraftan Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon uygulamaları gibi düzenlemeleri ticaretimizi ve rekabet gücümüzü doğrudan şekillendiren en somut unsurlar olarak görmeliyiz” dedi. İTB için sürdürülebilirliğin ne ifade ettiğini anlatan Tuncer, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bizim açımızdan sürdürülebilirlik, altı boş bir çevre sloganı ya da geçici bir heves kesinlikle değildir. Bu mesele, işletmelerimizin ayakta kalması, fabrikalarımızdaki maliyetlerin düşürülmesi, finansman kanallarına rahat erişebilmemiz ve Ege’nin tarımsal ticaret gücünü dünya pazarında koruyabilmemiz adına vazgeçilmez bir konudur.
Borsa olarak bu süreçte üye firmalarımıza destek olmak, önceliklerimiz arasında. Bu desteği de üyelerimizin ihtiyacına göre şekillendirmek zorunda olduğumuzun farkındayız. Nitekim geçtiğimiz günlerde imalatçı üyelerimiz arasında gerçekleştirdiğimiz ön çalışma, sektörümüzün fotoğrafını çok net şekilde önümüze koydu. Açıkça söylemek gerekirse hem umut verici bir birikimimiz var, hem de aşmamız gereken bariz eksiklerimiz bulunuyor. İşletmelerimiz tarlada, üretim bandında gayet özverili. İş sağlığı ve güvenliğinde, çalışma koşullarında, tedarik ve ürün güvenliğinde ciddi bir saha tecrübesine sahibiz. Ancak sahadaki bu emeği yönetim katında stratejik bir hedefe dönüştürmekte, şirket politikası haline getirmekte ve uluslararası kabul gören çevre yönetim belgeleriyle taçlandırmakta geri kalıyoruz. İhracat yapan üyelerimiz dış pazarların zorlamasıyla belirli bir bilinç kazanmış durumda. Buna karşılık özellikle küçük ve mikro ölçekli işletmelerimiz uzman personel ve bütçe yetersizliği sebebiyle bu yarışa girmekte fazlasıyla zorlanıyor. İşletmelerimiz karbon ayak izini hesaplamak, enerji yönetimini kurmak ve dijital izlenebilirlik altyapısına geçmek istiyor, fakat önlerine çıkan iki temel duvar var, finansman sorunu ve teknik bilgi eksikliği.”
Gayemiz çok net
Tuncer, konuşmasını şöyle noktaladı:
“Üyelerimizin bu dönüşüm sürecinde yalnız kalmasına, bürokratik engellere veya pazar kaybına uğramasına elbette seyirci kalamayız. Ortaya çıkan bu tabloyu, Borsamızın önümüzdeki dönemde üyelerimize sunacağı hizmet ve destekler için çok kıymetli bir yol haritası olarak görüyoruz. İzmir Ticaret Borsası olarak gayemiz çok net, üyelerimizin küresel pazarlardaki yeşil duvarlara çarpmasını önlemek, bu zorlu süreci bir yük değil, İzmir’in tarım ve gıda sektörü için büyüme fırsatı haline getirmektir.”
Bakmadan Geçme
