Kültürpark'ın kapıları bir kez daha dünyaya açılıyor: 95 yıllık bir İzmir hikâyesi
İlke GARİPOĞLU
5 Eylül’de 95’inci kez başlayacak İzmir Enternasyonal Fuarı, bir etkinlik takviminden çok daha fazlasını anlatıyor. Cumhuriyet’in ekonomi ve modernleşme hikâyesinden Kültürpark’ın kent belleğindeki yerine, konserlerden tiyatroya, Nâzım Hikmet sergisinden çocuk ve gençlik etkinliklerine uzanan 95 yıllık bir şehir geleneği.
İzmir’de eylül ayının gelişi biraz da Kültürpark’ın kapılarından anlaşılır. Şehrin sıcaklığı henüz tam anlamıyla çekilmemiştir, Kordon’da, Alsancak’ta, Basmane’de hayat bildiği ritimle sürerken Kültürpark’ın içinde başka bir hazırlık vardır. Standlar kurulur, ışıklar yanar, sahneler hazırlanır, afişler yerini bulur. Şehrin belleğinde çok özel bir yere sahip olan o büyük buluşmanın vakti gelmiştir. İzmir Enternasyonal Fuarı, 5 Eylül’de 95’inci kez kapılarını açıyor. 13 Eylül’e kadar sürecek fuarın bu yılki sloganı da anlamlı; “Fuar Şehrin Kalbinde.” Çünkü İzmir Fuarı’nı anlatırken bir etkinlik alanından söz etmek yetmez. Burada mesele, yıllar içinde İzmir’in gündelik hayatına karışmış bir şehir geleneğidir. İnsanların çocukluk hatıralarında, aile albümlerinde, eski fotoğraflarda, ilk konserlerinde, ilk lunapark heyecanlarında, pavyon gezilerinde ve yıllar sonra bile hatırladıkları karşılaşmalarda kendine yer etmiş büyük bir kültür mirasıdır. Bu nedenle 5 Eylül akşamı Kültürpark’ın kapıları açılırken aslında yeni bir fuar sezonundan daha fazlası başlayacak; İzmir, kendi hafızasının önemli bir sayfasını yeniden çevirecek.
İzmir Enternasyonal Fuarı’nın hikâyesi 1936’dan ibaret sanılırsa bu hikâyenin en önemli bölümü atlanmış olur. Kökler 17 Şubat 1923’e, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden önce düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’ne kadar uzanıyor. Kongreyle birlikte açılan Yerli Malları Sergisi, yeni Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık fikrinin sergilendiği ilk önemli adımlardan biriydi. Ardından 1927 ve 1928 yıllarında 9 Eylül Sergileri düzenlendi; 1933’te 9 Eylül Panayırı, 1934’te İzmir Beynelmilel Panayırı, 1935’te İzmir Beynelmilel 9 Eylül Panayırı geldi. Böyle bakıldığında 95 yıllık fuar hikâyesinin arkasında Cumhuriyet’in ekonomi, üretim, dışa açılma ve modernleşme düşüncesiyle birlikte ilerleyen uzun bir hazırlık dönemi olduğunu görüyoruz.
1936 yılı ise bu hikâyede ayrı bir yere sahip. Büyük İzmir yangınının ardından ağır yaralar taşıyan kentin harabeye dönüşmüş bölgelerinden biri, dönemin İzmir Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz’un öncülüğünde büyük bir dönüşüm geçirerek Kültürpark’a dönüştürüldü. 1 Eylül 1936’da açılan Kültürpark’ın ilk büyük buluşması İzmir Fuarı oldu. Böylece fuarla park birbirinden ayrılması güç iki kavram hâline geldi. Bir tarafta Türkiye’nin üretim gücünü dünyaya anlatma hedefi, öte tarafta İzmirlinin nefes aldığı, eğlendiği, sanatla karşılaştığı, yeni teknolojileri gördüğü geniş bir şehir parkı vardı. Kültürpark’ın hikâyesini anlamadan İzmir Fuarı’nı anlamak mümkün değildir. Çünkü burası, geçmişte yangının bıraktığı boşluğun üzerine kurulmuş bir yeşil alan olmanın çok ötesinde, İzmir’in yeniden ayağa kalkma iradesinin simgelerinden biridir.
Fuarın tarihine biraz daha yakından baktığımızda, Türkiye’nin değişimini de Kültürpark’ın içinden okumak mümkün. 1937’de Paraşüt Kulesi’nin açılması, gençlerin havacılığa duyduğu ilgiyi artırma düşüncesinin bir parçasıydı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında uluslararası katılımın mümkün olmadığı 1942’de “Kültürpark Eğlenceleri” düzenlendi. 1947’de İzmir Fuarı, Uluslararası Fuarcılık Endüstrisi Birliği’ne, yani UFI’ye üye oldu. 1950’li ve 1960’lı yıllar fuarın Türkiye’nin dünyaya açılan önemli pencerelerinden biri olduğu dönemlerdi. 1964’te Kültürpark içinde minyatür tren dolaşmaya başladı. 1967’de Zeki Müren fuar kapsamında sahne aldı. 1971’de fuar ziyaretçileri dönemin modern yaşam göstergelerinden biri olan yürüyen merdivenle tanıştı. 1973’te ABD Pavyonu’nda sergilenen, Ay’dan getirildiği belirtilen taş, Soğuk Savaş’ın uzay yarışını İzmir’in gündelik hayatına taşıyan unutulmaz gösterilerden birine dönüştü.
Bu ayrıntılar bugün kulağa nostaljik gelebilir. Oysa o yıllarda fuar, insanların dünyadaki gelişmeleri yerinde görme imkânı bulduğu nadir alanlardan biriydi. Televizyonun sınırlı olduğu, internetin hayal bile edilemediği dönemlerde yeni bir otomobil, yabancı bir ülkenin pavyonu, elektronik bir cihaz, farklı bir mimari anlayış ya da başka bir ülkenin kültürüne ait bir gösteri İzmirlinin dünyaya bakışını değiştirebiliyordu. Fuarın asıl gücü de buradaydı. İnsanlara “dünyada neler oluyor?” sorusunun cevabını vitrinler, pavyonlar, sahneler ve karşılaşmalar üzerinden gösteriyordu. Bu yüzden İzmir Enternasyonal Fuarı’nın tarihini sadece ticaret tarihi olarak okumak eksik kalır. Bu tarih aynı zamanda Türkiye’de kentli yaşamın, tüketim kültürünün, eğlence anlayışının, teknoloji merakının ve kültürlerarası ilişkilerin tarihidir.
Bugün şartlar elbette değişti. Dünyanın herhangi bir ülkesindeki yeni ürüne, konsere, filme, sergiye ya da teknolojiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Bir zamanlar fuarın en büyük ayrıcalığı olan “dünyayı İzmir’e getirme” fikri artık bambaşka bir anlam taşıyor. Fakat tam da bu nedenle fiziksel buluşmanın değeri yeniden ortaya çıkıyor. Ekranın karşısında görmekle aynı ortamda bulunmak arasında hâlâ büyük bir fark var. Bir konserin sesini binlerce insanla birlikte duymak, bir tiyatro oyununu aynı salonda izlemek, çocuğunuzun bir deney alanında heyecanlanmasını seyretmek, hiç tanımadığınız bir insanla aynı serginin önünde durmak başka bir deneyim. İzmir Enternasyonal Fuarı, dijital dünyanın hızına karşı fiziksel karşılaşmanın değerini koruyan nadir şehir geleneklerinden biri olmayı sürdürüyor.
95. yılın programı fuarın değişen kimliğini açıkça gösteriyor. 5-13 Eylül tarihleri arasında Kültürpark’ta ziyaretçileri konserlerden tiyatroya, stand-up gösterilerinden sergilere, çocuk programlarından gençlik etkinliklerine, uluslararası sokak performanslarından interaktif deneyim alanlarına kadar geniş bir içerik bekliyor. Fuar her gün 16.00-23.00 saatleri arasında açık olacak. Çim Konserleri ise 5-12 Eylül tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak. Açılış gecesinde Emir Can İğrek sahneye çıkacak; ardından Levent Yüksel, Yıldız Tilbe, Mert Demir, Model, Gülşen, Teoman ve Semicenk gibi isimler farklı akşamlarda Kültürpark’ta müzikseverlerle buluşacak. Çim Konserleri’nin ücretsiz olması da fuarın müzik geleneğini geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturma açısından önemli.
Fuarın kültür-sanat tarafında bu yılın en dikkat çekici başlıklarından biri ise Nâzım Hikmet’e ayrılan “ROMANTİKA / Bir Ömrün Seyrüseferi” sergisi.
Atatürk Açıkhava Tiyatrosu da fuarın akşam programında önemli bir yere sahip olacak. 6-12 Eylül tarihleri arasında Salih Bademci’nin “Sesler” oyunu, “Sevgili Arsız Ölüm Dirmit”, Doğu Demirkol’un stand-up gösterisi, Çok Güzel Hareketler 2, Abur Cubur Show, Atakan Çelik ve Safa Sarı’nın “Sonkiüçdört” gösterisi ile Binnur Kaya ve Mert Fırat’ın “İki Kişilik Oyun”u seyirciyle buluşacak. Böylece Kültürpark’ın açık hava sahnesi, müzikle tiyatro ve mizahın yan yana geldiği yoğun bir programın merkezlerinden biri olacak.
95. fuarın bir başka dikkat çekici yönü gençlere ve çocuklara ayrılan alanların çeşitliliği. Gençlik Alanı 5-13 Eylül tarihleri arasında her gün 17.00-21.00 saatlerinde açık olacak. Dijital XOX, Smoothie Bike, Run Challenge, Slot Car, Dijital Grafiti ve Robo Surfer gibi etkinliklerle teknoloji ve oyun bir araya getiriliyor. Çocuk alanlarında ise Şirinler, Maşa ile Koca Ayı, Robocar Poli, Jurassic Age, Gupi ve Kucho gibi karakterler çocuklarla buluşacak. Hot Wheels, Dinoverse, Barbie ve Angry Birds temalı deneyim alanları da çocukların fuar deneyimini çeşitlendirecek. Bu programın önemli tarafı, çocuğu seyirci koltuğunda tutmak yerine etkinliğin içine çekmesi. Günümüzün kültür politikalarında sıkça konuşulan “deneyim” kavramı, fuarın çocuk ve gençlik alanlarında doğrudan karşılık buluyor.
Fuarın eğlence tarafında İzeltaş Etkinlik Alanı ile Red Bull Karton Tekne Etkinlik Alanı da öne çıkıyor. İzeltaş alanında ustalık yarışmaları, refleks ve beceri oyunları ile mini atölyeler düzenlenecek. Red Bull alanında karton tekne atölyeleri, workshoplar ve DJ performansları yapılacak; 13 Eylül’de ise Karton Tekne Yarışması gerçekleştirilecek. Kültürpark’ın farklı noktalarında flash mob performansları, dans gösterileri ve opera sunumları yapılması da planlanıyor. Hatta giriş bölümünde kurulacak mini orkestrada ziyaretçilere kısa süreliğine orkestra şefliği yapma imkânı tanınacak. Farklı ülkelerden gelen ekiplerin açık hava performansları da fuarın uluslararası kimliğini sokaklara taşıyacak.
Bütün bunlara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: İzmir Fuarı bugün hâlâ neden önemli? Çünkü fuarın değeri, bir ürünün sergilendiği stanttan ya da bir sanatçının sahne aldığı konserden daha büyük. İzmir Fuarı, şehrin ortak hafızasında buluşma fikrinin karşılığı. İnsanların aynı mekânda farklı yaşlardan, farklı mesleklerden, farklı ilgi alanlarından insanlarla karşılaştığı bir kent sahnesi. Bir çocuk için ilk kez gördüğü bir gösteri, genç biri için hayatının ilk konseri, orta yaşlı bir İzmirli için yıllar sonra karşılaştığı bir şarkı, yaş almış bir fuar müdavimi için çocukluğundan kalan bir hatıranın yeniden canlanması demek. Aynı parkın içinde bütün bu farklı zamanlar yan yana duruyor.
İzmir’in fuarla kurduğu ilişkiyi biraz da bu yüzden başka kentlerdeki fuarlardan ayrı düşünmek gerekiyor. Fuar burada bir takvim maddesi olmaktan çıkıp kentin kimliğinin parçasına dönüşmüş durumda. 1990’da İzmir’de fuarcılığın gelişmesi ve kentin fuarlar kenti konumunun güçlenmesi amacıyla İZFAŞ’ın kurulması da bu uzun hikâyenin yeni dönemlerinden birini başlattı. Sonraki yıllarda sektörel fuarların ağırlığı arttı, İzmir modern fuarcılık altyapısını genişletti ve fuarcılık alanında yeni organizasyonlar ortaya çıktı. Fakat Enternasyonal Fuar’ın Kültürpark’taki yeri korunmaya devam etti. Çünkü İEF’nin işi hiçbir zaman sadece ticari bağlantı kurmak olmadı; kentin kültür ve sanat hayatına katkı sağlamak da bu mirasın parçasıydı.
5 Eylül akşamı Kültürpark’a gidenler belki önce konser programına bakacak, belki çocuklarını etkinlik alanlarına götürecek, belki Nâzım Hikmet sergisinin kapısından içeri girecek, belki bir tiyatro oyununun saatini takip edecek. Bir başkası içinse fuarın en güzel tarafı hiçbir plan yapmadan parkın içinde dolaşmak olacak. Zaten fuar kültürünün güzelliği biraz da burada. İnsan bazen görmek için geldiği şeyden çok, karşısına çıkan şeyi hatırlıyor. Yıllar sonra “O fuarda ne izlemiştik?” sorusunun cevabı bir konser, bir oyuncak, bir pavyon, bir gösteri ya da çocuklukta alınmış küçücük bir hatıra olabiliyor.
95. İzmir Enternasyonal Fuarı bu nedenle geçmişe bakıp nostalji yapmak için açılmıyor. Geçmişten aldığı güçlü mirası bugünün İzmir’iyle buluşturmak için yeniden kuruluyor. 1923’te ekonomik bağımsızlık fikriyle başlayan, 1936’da Kültürpark’la kalıcı bir mekâna kavuşan, savaşlardan ekonomik krizlere, teknolojik dönüşümlerden toplumsal değişimlere kadar Türkiye’nin neredeyse bütün yakın tarihine tanıklık eden bu fuar, 2026’da bir kez daha kent yaşamının ortasına yerleşiyor. Üstelik bunu müzik, tiyatro, edebiyat, sergi, teknoloji, çocuk etkinlikleri ve sokak performanslarıyla yapıyor. Belki de İzmir Fuarı’nın doksan beş yıl boyunca ayakta kalmasının sırrı burada. Her dönem kendine yeni bir dil bulmayı başardı, fakat insanları bir araya getirme fikrinden vazgeçmedi.
Şimdi sıra yine İzmir’de. 5 Eylül akşamı Kültürpark’ın kapıları açıldığında içeride müzik başlayacak, sahneler ışıklanacak, çocukların sesi parkın içine yayılacak, sergilerin kapıları açılacak. Şehrin insanları ağaçların arasından yürüyerek fuarın içine karışacak. Belki yıllardır görmediği bir tanıdıkla karşılaşacak, belki yıllar önce dinlediği bir şarkıyı yeniden duyacak, belki de ilk kez geldiği fuarda kendi hikâyesini yazacak...