Veli WhatsApp gruplarında ihbar paniği: Sorun gerçek, ihbar sahte!
Okullarda yaşanan silahlı saldırıların ardından WhatsApp gruplarında yayılan asılsız ihbarlar, öğrenci ve velilerde paniği artırıyor. Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat ve Psikolog Özlem Sena Depecik, gerçek güvenlik sorunları ile doğrulanmamış söylentilerin birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çekerek aileleri sağduyulu olmaya çağırdı.
Şilan KOCADAĞ- Türkiye, 2026 yılında Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Manisa’da yaşanan üç silahlı okul saldırısıyla sarsıldı. Toplam 10 kişinin hayatını kaybettiği, 40 kişinin yaralandığı saldırılar, çocukların silaha erişimi ve okul güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Eğitim sendikalarının tepkileri ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın güvenlik soruşturmalarıyla birlikte, 2026’daki okul saldırıları ülke genelinde büyük yankı uyandırdı.
Yaşanan saldırılar ve ardından yayılan asılsız ihbarlar, çocuklarda güvenlik duygusunun zedelenmesine ve okula yönelik kaygının artmasına neden olabiliyor. Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, okullardaki güvenlik sorununun yalnızca fiziksel önlemlerle çözülemeyeceğine dikkat çekerken, Psikolog Özlem Sena Depecik ise çocuklarda kaygı, korku, okula gitmek istememe ve uyku problemleri gibi tepkilerin görülebileceğini belirtti. Uzmanlar, ailelerin çocukların korkularını küçümsememesi, asılsız bilgilerin yayılmasına karşı dikkatli olması ve çocuklara yaşlarına uygun, doğru bilgiler vermesi gerektiğine vurgu yaptı.
Kalafat: Çocuklarımız ölümü ve şiddeti basitleştirmiş durumdalar
Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, dernek olarak bu sürecin çocukların psikolojisine ve okula devamına nasıl yansıdığını açıkladı. Kalafat, “Ortada bir güvenlik problemi var mı? Tartışmasız şekilde var. Millî Eğitim Bakanlığı'nın ve hükümetin eksik ve yanlış politikalarından kaynaklı olarak okullar geleceksiz çocuklar yetiştiriyor. Şiddet sarmalı çocukların her tarafına bulaşmış durumda. Geçen sene Maraş olayından sonra Milli Eğitim yetkililerini net olarak uyardık. ‘Bu sadece münferit bir davranış değil, eğitim sistemini getirdiğiniz noktanın sonuçlarından bir tanesidir. Korkarız ki bulaşıcı etkisi ve o kırmızı çizginin aşılma etkisi her yerde görülecek’ dedik. Manisa'da da bunu yaşadık. Okullar güvensizdir. Çocuklarımız ölümü ve şiddeti çok basitleştirmiş durumdalar. Bir bilgisayar oyunu veya bir mafya dizisi gibi, ellerine pompalı tüfeği ve bıçağı alıp hem öğretmenleri hem öğrenci arkadaşları hem de toplum için tehlike oluşturabiliyorlar” dedi.
“Her öğrencinin başında ‘Rambo’ koysanız da bir şey değişmeyecek"
Kalafat, Milli Eğitim'in çözüm olarak sunduğu “Kapıya bekçi koyalım”, “Polis sayısını artıralım” gibi tedbirlerin yeterli olmadığını söyleyerek, “Her öğrencinin başına birer tane ‘Rambo’ koysanız da bir şey değişmeyecek. Burada toplumsal bir sorun var. Çocuklar geleceksiz ve umutsuz. ‘Neden bu çocuklar mutsuz, umutsuz, geleceksiz ve sosyal yeterlilikleri yok?’ demek yerine okullara uzman çavuşlar görevlendirmek, eski uzman çavuşları veya bekçileri koymak gibi çözümler üretiliyor. Manisa'da da gördük; güvenlik görevlisi silah sesinden ilk içeriye kaçan ilk insan oldu. Bunu onu suçlamak için söylemiyorum. Bu tür tedbirler yetersiz. Bu yöntemlerle çocukları kurtaramazsınız. Burada önemli olan şu: Milli Eğitim sorumluluk almalı ve okullara düzenli olarak, sayısı artırılmış rehber öğretmenler göndermeli. Çocuklar bir kültürel aktivitenin içerisinde, anlamlı bir eğitim hayatının içinde olmalılar. Yoksa çocuklar kendilerini bir hiç olarak görüyorlar. Korkarız ki felsefi ve pedagojik açıdan kendisini hiç olarak gören, yok etmeye meyilli bir karaktere dönüşebilir” ifadelerini kullandı.
“Bu olaydan prim yapan bir ‘troll’ kitlesi var”
Velilerin WhatsApp gruplarına ulaşan asılsız ihbarlar, öğrenciler ve veliler açısından ciddi bir kaygı yaratıyor. Oluşan bu kaygıyla ilgili Kalafat, “Veli WhatsApp gruplarından bize de haberler geliyor. Bunu bir ‘trollük’ olarak okuyoruz. Devletin öğretmenlerin ve okul müdürlerinin, yani okul çalışanlarının inisiyatifine güvenmesi gerekiyor. Velilerin de kendi kendilerine oluşturdukları paniğe dikkat etmek gerekiyor. Buradan prim kasan, sosyal medyada beğeni toplamaya çalışan bir troll kitlesi de var. Velileri sağduyuya davet ediyoruz. Okullarımız güvensizdir ama siz çocuklarınızı okula götürebilirsiniz. Okula gelip güvenlik tedbirlerini sorabilirsiniz. Ancak ‘Okula şu saldıracakmış’ gibi asılsız ve hamasi söylemlerin tehlikeli noktalara gitmesine de izin vermemek gerekiyor. Sağduyulu olmak gerekiyor çünkü çocuklarımızdan bahsediyoruz” açıklamasını yaptı.
“Karanlıkları değil aydınlıkları öne çıkartan bir yaklaşım gerekiyor"
Çocukların öfke problemleriyle ilgili Kalafat, “Her tehdidi ciddiye almak zorundayız. Çocuklarımızın da sakinleşmesi gerekiyor. Onların sakinleşmesi için okullarda psikolojik danışmanların özel çalışmalar yapması mutlaka gerekiyor. Öğretmenlerin güvenli ortamlar yaratması gerekiyor. Gerçekten korku yaşayan çocuklar varsa hem terapi süreciyle hem de okul destek süreçleriyle çocukları rahatlatmak gerekiyor. Korku duvarını değil, öğrenciyi öne çıkartan; karanlıkları değil, aydınlıkları öne çıkaran bir yaklaşım gerekiyor. Yine de bu ülkenin en aydınlık yeri öğretmenlerdir, okullardır. Okula gitmediklerinde sokaklarda her türlü istismar tehdidine maruz kalıyorlar. Okul, bütün bu sorunlara rağmen yine de güvenli bir devlet sistemidir. Bunu önemsiyoruz. Çocuklarımız okuldan uzaklaşmasın” ifadelerine yer verdi.
“Milli Eğitim Bakanı sorumluluk almıyor”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmemesine dikkat çeken Kalafat, “Ülkende iki tane büyük olay oluyor; aslında bunlar her gün oluyor ama bu kadar büyük boyutta olaylar yaşanıyor ve Bakan sorumluluk almıyor. Kimse şunları sormuyor: ‘Neden Milli Eğitim Bakanı çocuğunu güvenlik açısından özel okula gönderiyor da başında bulunduğunuz maarifin unsurlarını güvensiz, tedbirsiz ve eksik öğretmenli bir eğitim sisteminin içine mahkûm ediyor?’ Bunları sormak bizim görevimiz. Çocuklardan yaşananları saklamak mümkün değil. Ne yaparsanız yapın, çocuklar artık ellerindeki telefon ve tabletler aracılığıyla bir şekilde bunları görüyorlar. Öğretmenleri ve ebeveynleri sakin bir ses tonuyla anlatmalı. ‘Hayır, senin okulun güvenli. Biz seni takip ediyoruz, öğretmenlerinle sürekli konuşuyoruz’ demeliler. Okul müdürleri ve öğretmenler de okulun güvenli olduğunu anlatmalı diye düşünüyorum” dedi.
Depecik: Okul saldırıları çocuklarda güvenlik duygusunu sarsabilir
Psikolog Özlem Sena Depecik okullara yönelik silahlı saldırı haberleri ve ardından yayılan asılsız ihbarların, çocuklarda nasıl bir psikolojik etki yaratabileceğiyle ilgili, “Bu durum çocuklarda öncelikle güvenlik duygusunu sarsabilir. Çocuk için okul, normalde güvenli ve öngörülebilir olması beklenen bir alandır. Dolayısıyla ‘Okulda bana da bir şey olabilir mi?’ düşüncesinin ortaya çıkması anlaşılabilir bir tepkidir. Çocuklarda bu süreçte kaygı, korku, huzursuzluk, ağlama, anne babadan ayrılmak istememe, okula gitmek istememe, uyku problemleri, kabuslar, karın veya baş ağrısı gibi bedensel yakınmalar, dikkat dağınıklığı ve daha fazla güvence arama görülebilir. Küçük çocuklarda ise bunu doğrudan ‘korkuyorum’ şeklinde ifade etmek yerine davranış değişikliği, içe kapanma, öfke veya daha önce bıraktıkları bazı davranışlara geri dönme şeklinde görebiliriz. Bunların ortaya çıkması tek başına bir psikopatoloji olduğu anlamına gelmez. Özellikle olayın hemen ardından ortaya çıkan ve zaman içerisinde azalan stres tepkileri çocukların zorlayıcı bir olayla baş etme sürecinin bir parçası olabilir” dedi.
Korku uzuyorsa dikkat: Hangi belirtilerde destek alınmalı?
Depecik belirtilerin çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde bozup, uzun süre devam etmesi halinde veya giderek şiddetlenmesi durumunda profesyonel destek düşünülmesi gerektiğini açıkladı:
“Özellikle yoğun ve kalıcı okul kaçınması, ciddi uyku problemleri, tekrarlayan kabuslar, belirgin içe kapanma, yoğun tetikte olma, dikkat ve işlevsellikte ciddi düşüş gibi belirtiler önemsenmeli. Travma belirtilerinin bir aydan uzun sürmesi ve belirgin işlev kaybına yol açması durumunda değerlendirme özellikle önem kazanıyor. Burada temel ölçüt şu olabilir: ‘Çocuk korkuyor mu?’ değil, ‘Bu korku çocuğun hayatını ne ölçüde etkiliyor ve zaman içinde azalıyor mu?’”
Çocuklara saldırı haberleri nasıl anlatılmalı?
Anne babaların okul saldırılarını çocuklarıyla nasıl konuşması gerektiğine değinen Depecik, “Burada en önemli noktalardan biri, çocuğu tamamen habersiz bırakmanın her zaman koruyucu olmadığıdır. Çocuk bir şeylerin olduğunu zaten arkadaşlarından, WhatsApp gruplarından veya sosyal medyadan duyabilir. Eğer yetişkinler hiç konuşmazsa çocuk, eksik bilgileri kendi zihninde tamamlayabilir ve bazen gerçekte olduğundan çok daha korkutucu bir senaryo oluşturabilir. Bu nedenle konuşmaya ‘Sen ne duydun?’ sorusuyla başlamak iyi bir yöntemdir. Önce çocuğun bildiğini ve neye korktuğunu anlamak gerekir. Daha sonra yaşına uygun, kısa ve gerçek bilgiler verilebilir. Gereksiz ayrıntılara girmek, saldırının görüntülerini tekrar tekrar izletmek veya olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin ayrıntıları anlatmak gerekli değildir. Örneğin şöyle denebilir: ‘Okullarla ilgili bazı üzücü haberler olmuş. Bunun seni korkutmuş olabileceğini biliyorum. Şu anda senin güvende olman için yetişkinler gerekli önlemleri alıyor. Aklına takılan bir şey varsa bana sorabilirsin.’ Burada "Hiçbir şey olmayacak" gibi kesin güvenceler vermek yerine, ‘Güvende olman için gerekli önlemler alınıyor ve böyle bir durumda ne yapılacağını bilen yetişkinler var’ demek daha sağlıklı olabilir. Çünkü çocuğa gerçek dışı bir kesinlik vermek yerine, belirsizlikle baş edebilme duygusu kazandırmak istiyoruz. Bir diğer önemli nokta da ebeveynin kendi kaygısını düzenlemesi. Çocuklar sadece söylediklerimizi değil, ses tonumuzu, beden dilimizi ve olay karşısındaki tepkimizi de takip ederler. Dolayısıyla ebeveynin kaygısını çocuğun üzerine aktarmaması önemli” ifadelerini kullandı.
“Sürekli sosyal medyayı kontrol etmek kaygıyı artırır”
WhatsApp gruplarındaki söylentiler ve asılsız ihbarlar konusunda ne yapılması gerektiğine dikkat çeken Depecik, “Burada çocuğa sadece ‘Bunlara inanma’ demek yerine, bilgi kontrolü yapmayı öğretmek çok daha işlevsel. Örneğin çocuğa şu üç soruyu öğretebiliriz: ‘Bu bilgiyi kim söyledi?’, ‘Gerçek olduğunu nereden biliyoruz?’, ‘Bu bilgi okul, öğretmen, aile veya güvenilir bir resmi kaynak tarafından doğrulandı mı?’ Özellikle WhatsApp gruplarında bir mesajın çok fazla kişi tarafından paylaşılması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Bazen bir kişi duyduğu bir şeyi aktarır, ikinci kişi üzerine bir ayrıntı ekler, üçüncü kişi bunu gerçek bir bilgi gibi paylaşır ve birkaç dakika içinde söylenti çok büyük bir haber gibi dolaşmaya başlayabilir. Bir de çocukları sürekli haber kontrol eden bir hale getirmemek gerekiyor. Sürekli WhatsApp'ı, sosyal medyayı veya haberleri kontrol etmek kaygıyı azaltmak yerine artırabilir” şeklinde konuştu.
“Okula gitmek istemiyorum” diyen çocuğun korkusu küçümsenmemeli
Çocuğun "Okula gitmek istemiyorum, okulda bana bir şey olacak" dediğinde ailelerin nasıl davranması gerektiğine de değinen Depecik, “Öncelikle çocuğun korkusunu küçümsememek gerekiyor. ‘Abartıyorsun’, ‘Saçmalama’, ‘Hiçbir şey olmaz’ gibi cümleler çocuğun kendisini anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir. Bunun yerine: ‘Okula gitmek konusunda endişelendiğini görüyorum. Bunu hissetmen anlaşılır. Bana biraz daha anlatır mısın, seni en çok korkutan şey ne?’ diye başlanabilir. Çünkü burada önce korkunun kaynağını anlamamız gerekiyor. Çocuk gerçekten bir tehdit duyduğunu mu düşünüyor, WhatsApp grubunda bir söylenti mi gördü, sosyal medyada bir görüntü mü izledi, yoksa genel olarak ‘Okul artık güvenli değil’ düşüncesine mi kapıldı? Sonrasında gerçek bilgiyle kaygıyı birbirinden ayırmak gerekiyor. Eğer ortada doğrulanmış, somut bir güvenlik tehdidi yoksa ve çocuğun korkusu ağırlıklı olarak söylentiler ve kaygı üzerinden ilerliyorsa, tamamen kaçınmak uzun vadede kaygıyı besleyebilir. Bu nedenle çocuğun duygusunu kabul ederken günlük rutinine mümkün olduğunca devam etmek önemli” ifadelerine yer verdi.
“Ne olursa olsun okula gönderin' yaklaşımı doğru değil"
“Ne olursa olsun okula göndereceksiniz" gibi mekanik bir yaklaşımın doğru olmadığını ifade eden Depecik, “Eğer ortada doğrulanmış bir tehdit varsa elbette öncelik fiziksel güvenliktir ve okulun, ilgili kurumların ve yetkililerin yönlendirmeleri takip edilmelidir. Psikolojik açıdan ise hedef çocuğa ‘Dünyada hiçbir kötü şey olmayacak’ garantisini vermek değil; ‘Korktuğunda ne yapabileceğini biliyorsun, yanında sana yardımcı olacak yetişkinler var ve bu duyguyla baş edebilirsin’ duygusunu kazandırmaktır. Çocuğun okula gitmeme isteği devam ediyor, yoğunlaşıyor veya günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkiliyorsa okul rehberlik servisi ve bir çocuk/ergen ruh sağlığı uzmanından destek alınması uygun olur” dedi.
Bakmadan Geçme

