• Haberler
  • Güncel
  • Vatandaş karanlıkta, enerji şirketleri kazançta: 'Şirketlerin maliyeti vatandaşa ödetiliyor'

Vatandaş karanlıkta, enerji şirketleri kazançta: 'Şirketlerin maliyeti vatandaşa ödetiliyor'

Havaların erken kararmaya başlamasıyla birlikte yeniden gündeme gelen yaz saati – kış saati uygulamasına ilişkin konuşan EMO İzmir Şube Başkanı Gürler, 'Bu ısrarın arka planı irdelendiğinde, uygulamanın özelleştirilmiş enerji şirketlerine kaynak aktarma işlevi gördüğü yönündeki eleştiriler piyasa gerçekleriyle örtüşmektedir' dedi.

Hayriye Gülperi TİBİN – Yaz mevsiminin sona ermesi ve sonbaharın etkisini hissettirmesiyle birlikte havalar da erken kararmaya başladı. Türkiye’de uzun yıllardır tartışma konusu olan ve 2016 yılında sonlandırılan yaz saati – kış saati uygulaması da yeniden gündeme geldi. Geçtiğimiz yıllarda okula, işe gidiş saatlerinde dahi karanlıkta kalınması, akşamüzeri saatlerinde de yine benzer durumun yaşanması vatandaşın tepkisine ve uygulamanın yeniden hayata geçirilmesi çağrılına neden olmuştu. Ayrıca iktidara da söz konusu uygulamayı özelleştirilen elektrik şirketlerine para kazandırmak amacıyla uygulamayı sonlandırdığı şeklinde eleştiriler yöneltilmişti. 

Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Gülhan Gürler, son günlerde yeniden vatandaşın gündemine gelen uygulamanın sonlandırılması ve etkilerine ilişkin İZMİR GASTE’ye açıklamalarda bulundu. Uygulamanın sonlandırıldığı 10 yılda elektrik tüketiminde 7 milyar kilovatsaatlik bir artış görüldüğünü belirten Gürler, bu durumun gündelik ve sosyal hayata etkilerini de değerlendirdi. 

Vatandaş karanlıkta, enerji şirketleri kazançta: 'Şirketlerin maliyeti vatandaşa ödetiliyor'

“Elektrik tüketimi zirve yapmaktadır”

Uygulamanın kaldırıldığı 2016 yılından bu yana elektrik tüketiminde ciddi bir artış yaşandığını anlatan Gürler, “Türkiye’de 2016 yılından bu yana sürdürülen kalıcı yaz saati uygulaması, iddia edilenin aksine ciddi bir tüketim sıçramasını beraberinde getirmiştir” dedi. Gürler, “Uygulamanın hayata geçirildiği ilk kış döneminde yapılan teknik ölçümler, bir önceki yılın aynı aylarına kıyasla elektrik tüketiminde yaklaşık 7 milyar kilovatsaatlik bir artış yaşandığını ortaya koymaktadır. Ülke nüfusunun ve sanayi tesislerinin ağırlıklı olarak batı illerinde toplanmış olması nedeniyle, sabahın erken saatlerinde konutlarda hem aydınlatma hem de ısınma amacıyla elektrik tüketimi yapay şekilde zirve yapmaktadır. Üstelik son yıllarda şebekeye dahil olan güneş enerjisi kurulu gücüne rağmen, enerji talebinin güneşin henüz doğmadığı karanlık ve soğuk sabah saatlerine kaydırılması, arz ile talep arasındaki teknik uyumu da zedelemektedir” diye konuştu. 

“Tahribatı çok daha ağır hissediliyor”

Gürler, bahse konu uygulamanın kaldırılmasının gündelik ve sosyal hayata da olumsuz yansımalarını olduğu söyledi. Güne karanlıkta başlayıp karanlıkta bitirmenin biyolojik saati de bozduğunu ifade eden Gürler, açıklamasının devamında şunları kaydetti: 

“Bu tüketim yapısı, hane halkına doğrudan kabaran faturalar ve derinleşen bir yaşam maliyeti olarak yansımaktadır. Sabahın erken saatlerinde mecburen çalıştırılan elektrikli ısıtıcılar, klimalar ve aydınlatma sistemleri faturaları şişirirken, uygulamanın gündelik ve sosyal hayattaki tahribatı çok daha ağır hissedilmektedir. Okul öncesi kreş çocuklarından üniversite öğrencilerine ve çalışanlara kadar milyonlarca yurttaş güne zifiri karanlıkta başlamakta, servis araçlarına ve toplu taşımaya gece koşullarında binmektedir. Şehir içi trafiğin karanlık saatlerde kilitlenmesi can güvenliğini riske atarken; güne karanlıkta başlayıp akşam yine karanlıkta eve dönmek biyolojik saati bozmakta, kronik yorgunluğa ve yaygın bir psikolojik yıpranmaya yol açmaktadır.” 

“İzmir bu yükü en ağır biçimde taşıyor”

Ayrıca uygulamanın en yükünü İzmir’in taşıdığını belirten Gürler, konuşmasına şöyle devam etti: 

“Söz konusu mağduriyetin coğrafi dağılımına bakıldığında, ülkenin en batısında yer alan İzmir’in bu yükü en ağır biçimde taşıdığı görülmektedir. Uygulanan saat dilimi Türkiye’nin en doğusundaki Iğdır meridyenini baz aldığı için, İzmir’in gerçek yerel saati ile ulusal saat arasında tam 72 dakikalık bir zaman farkı bulunmaktadır. Bu açısal sapma yüzünden özellikle kışın en sert dönemleri olan Aralık ve Ocak aylarında, sabah saat 08.00’de mesaiye başlayan çalışanlar ile ders başı yapan öğrenciler gün doğumunu ancak derse ya da işe başladıktan yarım saat sonra görebilmektedir. Bu durum, İzmir ve benzeri batı kentlerinde mesai ve okul saatlerinin yerel saatle uyumlaştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Tüm bu tablonun karşısında, uygulamayla herhangi bir enerji tasarrufu sağlandığını söylemek teknik olarak mümkün değildir. Aradan geçen yıllara rağmen dayanak gösterilen İTÜ raporu kamuoyuyla paylaşılmamış, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da bağımsız denetime açık tek bir tasarruf istatistiği yayımlamamıştır. Üstelik Danıştay’ın 2017 yılında yaşamı olumsuz etkilediği gerekçesiyle verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen, 2018 yılında çıkarılan bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yargı kararı fiilen etkisiz kılınmış ve uygulamada ısrar edilmiştir. Toplumsal desteği bulunmayan ve israfa yol açtığı kanıtlanan bu düzende neden diretildiği ise şeffaf ve bilimsel bir temele dayandırılamamaktadır.” 

Vatandaş karanlıkta, enerji şirketleri kazançta: 'Şirketlerin maliyeti vatandaşa ödetiliyor'

“Şirketlerin kayıp – kaçak maliyetleri vatandaşa ödetiliyor”

Gürler, açıklamasını şöyle sürdürdü: 

“Bu ısrarın arka planı irdelendiğinde, uygulamanın özelleştirilmiş enerji şirketlerine kaynak aktarma işlevi gördüğü yönündeki eleştiriler piyasa gerçekleriyle örtüşmektedir. Sabah saatlerinde yapay olarak tetiklenen elektrik talebi doğrudan satılan enerji miktarını artırarak perakende şirketlerinin kasasına girmektedir. Daha da önemlisi, konut faturalarının yaklaşık üçte ikisini oluşturan devasa kalemin doğrudan dağıtım şirketlerine aktarılan ‘dağıtım bedeli’ olmasıdır. Şirketlerin yatırım eksiklikleri ve kayıp-kaçak maliyetleri dahi bu dağıtım bedellerinin içine gizlenerek faturalar üzerinden yurttaşa ödetilmektedir. Kamusal denetimden uzaklaşan, kâr odaklı özel şirketlerin hâkim olduğu bir sistemde hane tüketimini artıran bir saat rejiminde ısrar edilmesi, faturanın aslan payını alan şirketlerin çıkarlarını gözeten enerji politikalarının doğrudan bir sonucudur.” 

"Uygulamada ısrar edilmesi tesadüf değil"

Uygulamanın elektrik şirketlerine kar edindirme amacıyla sürdürüldüğü eleştirilerini de Elektrik Mühendisleri Odası olarak doğru bulduklarını belirten Gürler, gerekçelerini şu ifadelerle açıkladı: 

“Odamızın teknik tespitleri, fatura analizleri ve piyasa işleyişine dair sunduğu veriler doğrultusunda bu eleştiriyi haklı bulmamak mümkün değildir. İlk olarak, kalıcı yaz saatiyle birlikte nüfusun ve sanayinin yoğunlaştığı batı illerinde sabah saatlerinde yapay ve zorunlu bir elektrik tüketimi yaratılmaktadır. Gün ışığı olmadan başlayan sabahlar; konutlarda, kamu binalarında ve ticarethanelerde hem aydınlatma hem de ısınma amacıyla elektrik tüketiminin sıçramasına neden olmaktadır. Artan her kilovatsaatlik tüketim, doğrudan elektrik üretim, tedarik ve dağıtım zincirindeki özel şirketlerin satış hacmini ve cirosunu büyütmektedir.  Özelleştirme sonrasında kamusal denetimin zayıfladığı, TEDAŞ ve EPDK’nin etkin denetim yapmadığı, şirketlerin maliyet düşürmek adına deneyimli teknik personeli tasfiye edip taşeronlaşmaya gittiği bir düzen inşa edilmiştir. Şirketlerin kâr marjlarının, şebeke kayıplarının ve tahsilat risklerinin bizzat tarife mekanizmalarıyla garanti altına alındığı böylesi bir piyasa yapısında; tasarruf sağlamadığı verilerle kanıtlanmış, halka eziyet ve masraftan başka bir şey getirmeyen bir uygulamada ısrar edilmesi tesadüf değildir. Tüketimi artıran kalıcı yaz saati rejimi, kamu kaynaklarının ve hane bütçelerinin sermayeye aktarılmasına dayalı bu piyasacı enerji modelinin doğrudan bir uzantısıdır.” 

"Bu uygulamadan en çok etkilenenler batıda" 

Son olarak bu durumla ilgili nasıl bir çözüme başvurulabileceğini de anlatan Gürler, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: 

“Yılda iki kez saat değiştirmek de net bir çözüm değil. Her yıl saatler bir ileri bir geri alınsın diye de diretmiyoruz ancak akılcı çözümleri var bu sorunun. Iğdır’dan değil de nüfusun ve sanayinin yoğun olduğu batıdan geçen bir meridyen yerel saat olarak alınabilir. Nüfus ve sanayiyi dikkate almadığınızda Türkiye’nin ortalaması, Yozgat’ın biraz altında bir yere denk geliyor. Nüfusu dikkate alırsanız, en uygun meridyenin 30’uncu meridyen olduğunu görüyoruz. O da Yozgat’ın biraz daha batısına düşen meridyen oluyor. Bu uygulamadan en çok mağdur olanlar, batıda yaşayanlar. Doğu ve Güneydoğu illeri batıda yer alan iller kadar etkilenmiyor. Diğer bir çözüm olarak da ikili saat sistemine geçilebilir. Ülkenin doğusunda saat 08.00 iken batıda 07.00 olur mesela.”

İzmir Gaste - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme