• Haberler
  • Güncel
  • Sökmen'den yeni dönem mesajları: İzmir Barosu'nda Cumhuriyetçilerin dönemi başladı!

Sökmen'den yeni dönem mesajları: İzmir Barosu'nda Cumhuriyetçilerin dönemi başladı!

İzmir Barosu Başkanı Serhat Sökmen, yönetim değişikliği ardından yaşanan tartışmaları ve gündeme gelen iddiaları değerlendirirken, yeni yönetimin yol haritasını da anlattı.

HAYRİYE GÜLPERİ TİBİN- İzmir Barosu’nda yaşanan değişim hem yerel hem de ulusal gündemde ses getirdi. 17 – 18 Ekim tarihleri arasında seçimli Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştiren avukatlar, oylarını Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu’nun adayı Serhat Sökmen’den yana kullandı. Böylece baroda 8 senedir devam eden Çağdaş Avukatlar Grubu’nun yönetimi sona erdi. Öte yandan seçim sonuçlarının açıklandığı akşam Sökmen’in zaferini Zeybek oynayarak kutlaması ve İzmir Marşı’nın çalınması, toplumun bir kesiminde destek görürken tepkilere de neden oldu. Sökmen, seçim sürecinde yapılan çalışmaları, tepkilere ilişkin değerlendirmeleri ve İzmir Barosu’nun yeni yol haritasını İZMİR GASTE’ye anlattı. 

Vaatlerimiz genç avukatlarda karşılık buldu 

Sökmen, seçim sürecine ilişkin şunları anlattı: 
“Genç meslektaşlarımızın sorunlarına yönelik çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Sürekli farklı projeler hayata geçireceğimiz yönünde vaatlerimiz oldu. Ancak bu vaatleri yalnızca sosyal medya üzerinden anlatmakla yetinmedik. Ekibimle birlikte çok sayıda avukatlık bürosunu ziyaret ettim. İlçelerde kapı kapı dolaşarak mesleğimizin sorunlarının farkında olduğumuzu ve bu sorunların çözümü için azami çaba göstereceğimizi anlattık. Özellikle bu yaklaşımımız, vaatlerimiz ve samimiyetimiz meslektaşlarımızda, bilhassa genç avukatlarda karşılık buldu. Bunun yanında İzmir Barosu'nda sekiz yıldır aynı yönetimin görev yapmasından kaynaklanan bir yorgunluk da vardı. Mevcut yönetim, zaman içerisinde avukatların sorunlarına yeterince eğilemez hâle gelmişti. Sürekli aynı yönetim anlayışıyla hareket edildiğinde, yapılanların sorgulanmadığı ve her şeyin doğru olduğuna inanılan bir noktaya gelinebiliyor. Bu durum da değişim ihtiyacını beraberinde getirdi. Biz, meslektaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir yönetim anlayışı ortaya koyacağımızı anlattık. Özellikle ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele eden genç meslektaşlarımızın desteğini aldık. Meslekte daha kıdemli avukatları ikna etme konusunda da önceki dönemlere göre daha başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Ancak yıllardır devam eden alışkanlıkları değiştirmek kolay değil.” 

Gençler inanarak bize oy verdi

Seçimlerde CHP müdahalesi olduğuna ilişkin iddiaları da değerlendiren Sökmen, “Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde seçim kazanma gibi bir husus söz konusu değil. Çünkü biz meslektaşlarımızı siyasi düşünceleri üzerinden değil, hukukun üstünlüğünden ve meslek sorunlarının çözümünden yana bize destek vermeleri çağrısında bulunduk. İllaki işi de siyaseti de yaparsak, Cumhuriyet Halk Partisi de gönül vermiş bir sürü meslektaşımızın Çağdaş gruba oy verdiğini ben bilakis bildiğim gibi, YENİ Partideki ya da İYİ partideki meslektaşlarımın gelip bizim gruba oy verdiğini de gördüm” dedi. Sökmen, “Siyasi partiler üzerinden seçim sonucunu yorumlamanın çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü seçim siyasi partilerin destekleri üzerinden yorumlanacak bir sonuç olsa, bu kadar siyasi yelpazenin değişik kısımlarında bulunan kişiler bizim seçim kazanmamızdan mutluluk duymazdı. 2 sene önce İzmir Avukat Hareketi 2300-2400 oy almışken 1400 oya bile düştü. 1000 oy kaybettiler. İşte o bize geldi arkadaşlar oradaki. O niye geldi? İzmir Avukat Hareketi gençlerin verdiği bir, desteklediği bir gruptu. Bu sefer biz o gençleri kazandık. Siyasi düşüncesi orada olduğu için değil, o gençler bizim onlar için bir şey yapabileceğimize inanarak buraya geçip bize oy verdi” diye konuştu. 

Sökmen'den yeni dönem mesajları: İzmir Barosu'nda Cumhuriyetçilerin dönemi başladı!

Baro istişare kültüründen uzaklaşmıştı 

İzmir Barosu’nun geçmiş yönetimde istişare kültüründen uzaklaştığını ifade eden Sökmen, yeni baronun yönetim anlayışı ve yol haritasına ilişkin şu bilgileri paylaştı: 

“Yeni baro anlayışımızın temelinde meslek odaklı, mesleğin sorunlarına çözüm üreten, kimseyle kavgalı olmayan ve herkesle istişareye açık bir yönetim modeli bulunuyor. Bu yaklaşım İzmir'de de olumlu karşılandı. Çünkü geçmiş dönemlerde İzmir Barosu, bazı kişisel gerekçeler ve nedenlerle istişare kültüründen uzaklaşmıştı. İdari kurumları ziyaret ettiğimde, ilk defa bir baro başkanının kendilerini ziyarete geldiğini söyleyen kurumlarla karşılaştım. Bu ziyaretlerden duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Oysa bir idari kurumu ziyaret ettiğimde, o kurumun temsil ettiği fikirlerle aynı düşüncede olmak zorunda değilim. Ancak o kurum bir karar merciiyse ve ben meslektaşlarımın haklarını savunuyorsam, onların haklarını koruyabilmek için herkesle görüşmeli, istişare etmeli ve çözüm aramalıyım. Seçimi kazandıktan sonra İzmir Valiliği, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Komisyonu Başkanlığı başta olmak üzere ilgili kurumları tek tek ziyaret ettik. Bu görüşmelerde meslektaşlarımızın sorunlarını ilettik ve söz konusu sorunların çözümünde kurumların nasıl katkı sunabileceğini değerlendirdik. Oldukça verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Henüz çok yeni olmamıza, göreve başlayalı yalnızca iki hafta geçmesine rağmen bazı küçük sorunların çözümü konusunda önemli adımlar attık.” 
İzmir halkı başarılı olmamızı istiyor 

Sökmen, konuşmasına şöyle devam etti: 
“Bugün yalnızca meslektaşlarımız değil, İzmir halkının da başarılı olmamızı istediğini görüyoruz. Bunun nedenlerinden biri, seçim sürecinde meslek odaklı bir yönetim anlayışı vadetmemiz. Diğer taraftan seçim sonrasındaki açıklamalarımız ve ortaya koyduğumuz yaklaşım, Atatürk milliyetçisi kesimin de bize sahip çıkmasını sağladı. Bizi bir umut ışığı olarak görmeye başladılar. Ben de bu sorumluluğun farkındayım. İzmir Barosu Başkanı olarak şu anda yapabileceğim en önemli şey, kurumumu en iyi şekilde yönetmek ve meslektaşlarımın haklarını en güçlü biçimde savunmak. Bunu doğru şekilde gerçekleştirdiğimiz takdirde Türkiye'de hukukun tesis edilmesi için de en üst düzeyde mücadele edebiliriz. Ekip arkadaşlarımla birlikte, hukukun üstünlüğü mücadelesinde kararlı bir duruş sergileyen, meslektaşlarının haklarını koruyan ve İzmir halkının gurur duyacağı bir İzmir Barosu oluşturabileceğimize inanıyoruz.”

Umut ışığı yakmamız gerekiyor

Emek ve Demokrasi Platformu’nun yeniden yapılandırılması konusunda öncülük yapma hedefi olduğunu anlatan Sökmen, gerekçelerini ise şu şekilde sıraladı: 
“Emek ve Demokrasi Platformu'nu biliyorsunuz. Bu platformun yeniden yapılandırılması konusunda öncülük yapmayı düşünüyorum. Bu konuyu yönetim kurulumuza da taşıdık ve gerekli değerlendirmeleri yaptık. Emek ve Demokrasi Platformu'nun içerisinde çok kıymetli sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları var. Ancak platformun bileşenlerine baktığımda siyasi partilerin de burada yer aldığını gördüm. Bana göre sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin oluşturduğu bir platformun içerisinde siyasi partiler bulunmamalı. Çünkü Emek ve Demokrasi Platformu'nun içerisinde siyasi partilerin de yer alması, platformun yaptığı basın açıklamalarının ve toplantı çağrılarının İzmir halkında yeterince karşılık bulamamasına neden oluyor. Oysa bir sivil toplum kuruluşunun ya da meslek örgütünün güçlü bir baskı unsuru oluşturabilmesi için geniş kitlelerin desteğine ve gücüne ihtiyacı var. Bu düşüncemiz alternatif ya da karşıt bir platform oluşturmak anlamına kesinlikle gelmiyor. Emek ve Demokrasi Platformu'nun içerisindeki paydaşları ve bileşenleri tek tek arıyor, kendileriyle görüşüyorum. İzmir halkının bütününün desteğini alabilmemiz için yeni bir umut ışığı yakmamız gerektiğini anlatıyorum.” 

Hiçbir siyasi parti bu platformda yer almayacak 

Sökmen, şöyle devam etti: 
“Bizim baro yönetimine gelmemizle birlikte halkta bir heyecan oluştu. Bu heyecanı sahaya yansıtabilmek için yeni oluşumlara gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda, Emek ve Demokrasi Platformu'nun artık toplumun geniş kesimlerinden yeterli desteği alamaması nedeniyle yeni bir heyecan yaratmak amacıyla Cumhuriyet ve Emek Platformu ya da İzmir Cumhuriyet Meclisi adı altında yeni bir platform kurmak istiyorum. Emek ve Demokrasi Platformu'nun mevcut bileşenlerinden bu oluşumda yer almak isteyenleri de kapsayan ancak hiçbir siyasi partinin bulunmadığı bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu, bir siyasi partiyi alıp diğerini dışarıda bırakmak anlamına gelmiyor. Hiçbir siyasi parti bu platformda yer almayacak. En azından siyasi partilerin desteklediği bir oluşum da olmayacak. Bizim amacımız, temel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında bir hukuksuzluk yaşandığında müdahil olabilecek, arkasına geniş kitleleri alabilecek yeni bir oluşum meydana getirmek. Bu henüz çok yeni bir konu. Ancak mevcut platformun bileşenlerine baktığımda bazı önemli eksiklikler olduğunu da gördüm. Örneğin Atatürkçü Düşünce Derneği'nin Emek ve Demokrasi Platformu içerisinde yer almadığını fark ettim. Atatürkçü Düşünce Derneği neden yok? Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği neden yok? Platformda KESK var ancak Birleşik Kamu-İş yok. Oysa Birleşik Kamu-İş de çok büyük bir sendika. Geçtiğimiz günlerde Birleşik Kamu-İş'ten arkadaşlarımız ziyaretime geldi. Kendilerine Emek ve Demokrasi Platformu'nda yer alıp almadıklarını sordum. Yer almadıklarını, platforma katılmak için başvurmak istediklerinde kendilerine gerekli bilginin verilmediğini anlattılar. Bu platformda yer almak istediklerini ancak kendilerine yeterince kapsayıcı davranılmadığını ifade ettiler. Ülkemiz oldukça riskli bir dönemden geçiyor. Böyle bir dönemde siyaseten tavır koymanın en doğru yolu, eğer bir tavır ortaya konulacaksa, hukukun üstünlüğünden yana olduğunuzu topluma kabul ettirebilmektir. Benim de amacım bu. Seçim sürecinde farklı siyasi görüşlere sahip insanları ortak bir noktada buluşturabildiysem, bundan sonraki süreçte sivil toplum ve meslek örgütleri adına atacağım adımlarla da benzer bir başarı sağlayabileceğimizi düşünüyorum. Belki de ülkemizin ihtiyacı olan yaklaşım budur. Ancak benim çizgim nedir diye sorarsanız, bunu her zaman söylüyorum: Ben bir Atatürk milliyetçisiyim. Çünkü Atatürk milliyetçiliği din ve ırk temelli bir anlayışa dayanmaz. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi kapsayan bir düşünce yapısına sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk'ün ortaya koyduğu bu anlayış son derece kapsayıcı ve katılımcıdır.” 

Uzun süredir duyulan bir özlemin dışa vurumuydu 

Sökmen, İzmir Barosu ve İstanbul Barosu’nda gerçekleştirilen seçimlerle birlikte yaşanan değişimi de değerlendirdi. “Baro seçimleri geçmişte iki büyük grubun mücadelesine sahne oluyordu: Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu ve Çağdaş Avukatlar Grubu. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu, geçmiş dönemlerde de kendisini her zaman İzmir Marşı ile tanıtan bir gruptu. Çağdaş Avukatlar Grubu'ndaki meslektaşlarımızın da “Çav Bella” şarkısı vardı” diyen Sökmen, konuşmasına devam ederken şunları söyledi: 

“Bu süreçte maalesef etnik kökene dayalı sevinç gösterileri de yaşanabiliyordu. Ancak bu kötü bir şey değil. Herkes elbette kendi kültürüne göre sevinebilir. Yine de seçimlerde bir tarafta bir grubun, diğer tarafta başka bir grubun olduğu belirgin bir ayrışma söz konusuydu. Sekiz yıldır seçim sonuçlarında sürekli aynı sevinci yaşayan İzmirli avukatlar açısından, sekiz yılın ardından Zeybek oynanarak ve İzmir Marşı söylenerek kutlama yapılması, bence uzun süredir duyulan bir özlemin dışa vurumuydu. Ülkemiz hassas bir dönemden geçiyor. Bir çözüm süreci adı altında, bana göre kapalı kapılar ardında sürekli görüşmeler yapılıyor. Bunun yanı sıra ne gibi sonuçlar doğuracağı konusunda da toplumda ciddi endişeler var. Çerçeve yasanın getirdikleri ve götürdükleri yeterince tartışılmadan, kamuoyuna yeterli açıklama yapılmadan gündeme getirilmesi, toplumun geçmişte yaşadığı acı tecrübelere dayanarak bir refleks göstermesine neden oldu. Çünkü toplumda şöyle bir algı oluşmuş durumda: Çerçeve yasadan sonraki adım, Anayasa'nın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesi mi olacak? Bu noktada, yönetimi devraldığımız grupla ve Ümit Kocasakal'ın devraldığı gruptaki önceki başkanlarla ilgili açıklamalar da gündeme geliyor. Bildiğiniz gibi İbrahim Kaboğlu'nun Anayasa'nın değiştirilemez maddelerine dokunulabileceği yönünde bir açıklaması var.” 

Atatürk milliyetçiliği üzerinden bir kıvılcımın ortaya çıkması gerekiyordu 

Sökmen, şöyle devam etti: 
“Şimdi çerçeve yasa üzerinden yapılan tartışmaları ve yönetimde bulunan isimlerin bu yöndeki açıklamalarını bir arada değerlendirdiğinizde, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan her vatandaşta "Acaba ülkemiz bir bölünmeye mi sürükleniyor?" endişesi oluşmaya başladı. Bu endişeyle birlikte Atatürk milliyetçiliği üzerinden bir kıvılcımın ortaya çıkması gerekiyordu. Çünkü sürecin böyle bir noktaya gidip gitmediğini bilmiyoruz. Ancak böyle bir ihtimal varsa elbette millî hassasiyetlerimiz devreye girer. Vatanın bölünmez bütünlüğü bizim önceliğimizdir ve bunun karşısında durmamız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan her vatandaş da bu kaygıyı taşıdığı için bizimle aynı çizgide bulunan, ne söylediğini bilen ve duruşunu açıkça ortaya koyan Vizyoner, ne söylediğini bilen ve duruşunu açıkça ortaya koyan kişilerin bu tür kurumların başında olmasını istedi. Bu nedenle seçim sonuçları toplumda sevinçle karşılandı. Ben iki gelişme arasındaki farkı buna bağlıyorum.”

İzmir Gaste | izmirgaste | - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
Hayriye Gülperi TİBİN

Bakmadan Geçme