Eski İzBB Başkanı Aziz Kocaoğlu: 'Tabelaya mı bakacağız, partinin durumuna mı!'
İzmir Gaste Haber Müdürü Burcu Taner ile samimi bir söyleşi yapan Aziz Kocaoğlu, CHP'den istifasına değinerek 'Tabela duruyor. Biz yarın yine o tabelanın altında toplanırız. Ama şu anda ayrılmazsak tabela da gidiyor, ülke de gidiyor' dedi. Kocaoğlu başkanlık döneminden güncel sorunlara kadar çok sayıda konuya da değindi.
Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Gaste Haber Müdürü Burcu Taner'in sorularını yanıtladı.
Bir saati aşan söyleşideki detayları aktaran Taner, Kocaoğlu ile ilgili olarak, "Dikkatimi çeken konulardan biri, Kocaoğlu'nun konuşmasının çerçevesine gösterdiği azami hassasiyetti. Malumunuz, bir makamı geride bırakan çoğu insan; "Ben olsaydım"lı, "keşke"li, "fakat"lı birçok cümle kurmaya hazırdır. Kocaoğlu ise bu ruh hâlinden çoktan çıkmış, ununu elediğini ve eleğini duvara astığını her cümlesinde hissettiriyor. Kendi döneminde muhabirlik yapmış bir gazeteci olarak çok sevdiği köylere gidip gitmediğini soruyorum, doğrudan ‘Özlüyorum ama gitmiyorum.’ diyor. Kocaoğlu'na göre ‘yumurta küfesi’ kimin sırtındaysa onun konuşması daha doğru. Fakat İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığındaki 15 yıllık tecrübesine dair birkaç ipucu almayı başardık, o ayrı!" ifadelerini kullandı.
Genel siyasetten CHP'de en çok eleştirilen konulardan biri olan "delege ağalığına", Basmane Çukuru'nun son durumundan partisinden istifasına ve kendi yöneticilik prensiplerine kadar pek çok konudaki soruları netlikle yanıtlayan Kocaoğlu, verdiği net cevaplarla dikkat çekti.
“Seçimle bir alakam yok”
B. Taner: İzmir'de siyaset kaotik hale geldikçe "ağabey" formülü de tartışmada yerini alıyor. Sizin isminiz de bu minvalde zaman zaman il başkanlığı, milletvekillik ve tabii büyükşehir belediye başkanlığı için geçebiliyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- A. Kocaoğlu: Seçimle bir alakam yok. Biz kapatmışız dükkanı 2019'da. Kendi isteğimizle seçilmeyi bırakmışız. Biz seçilecek arkadaşlar için çalışırız. Yerel seçimde de, milletvekili seçiminde de çalıştık. Öyle bir düşüncemiz de yok, öyle bir yaşımız da yok, öyle bir eforumuz da yok, öyle bir geleceğimiz de yok. Yok'ların içinde aday olunur mu?
Siyasette üyelikten, meclis üyeliğinden başlayan bir silsile var, kabul ediyoruz. Siyasi kariyer hedef olabilir ancak dert etme, diğerkamlık biraz eksik kalmıyor mu? Emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların hali belli... Sizin gibi düşünen insanların memleket meselelerine gerçekten canının yandığına ikna olabiliyor musunuz? Ben buradan baktığımda daha çok kariyerist kaygılar görüyorum.
İstisnalar hariç, yüzde 90 "Ben ne olacağım abi?" diye gezen tipler. Ben bunların hiçbirini ne belediyeye soktum, ne partiye soktum. 2014'te Bornova'da taraf oldum, yıpratmaya çalıştıklarında "Kim adam kim şalgam, gösterin. Beni bunlara yedirecek misiniz? Yedirirseniz yedirin, sizin şerefiniz olur" dedim. Ama bunu söylerken Bornova ekonomisinde de, siyasetinde de bir hayatım var. Elimde 100 delege var, ona mukabil 300 kişi. Bunun sonucunda 40-50 yıllık emeğimin karşılığını Bornovalı bana verdi. Ben de kendi siyasetimde dik duranı destekledim, durmayana açıkça söyledim.
İzmir açısından da bakarsak yıllardır gündemden düşmeyen konular var. Örneğin Basmane Çukuru. Cemil Tugay'a başarılar dilediniz, kendisi son günlerde bu konuya ilişkin gelişmeler olduğunu duyurdu. Ne diyorsunuz?
"Basmane'de ne gelişme var bilmiyorum?"
- Ben ne gelişme var, bilmiyorum. Yazıyı dikkatle okudum. Büyükşehir'in yaptığı açıklamayı da dikkatle okudum. Herhalde yaşlandığım için hiçbir şey anlamadım. Bir daha, bir daha okudum. Sonra bir gazeteci hanım kız aradı. Düşüncemi sordu. “Ben anlamadığım şeyde ne diyeyim?” dedim. “Aziz Kocaoğlu yüzde 30’unu almıştı ama şu eksikler…” Neymiş eksikler? “Biz şöyle yapıyoruz.” Ne yapıyorsunuz? Yok. Nasıl? Yüzde 30’unu zaten belediye hizmet imar planını ben yapmışım. Yüzde 30 almışım, yüzde 30’unu da belediye hizmet alanı yapmışım. Siz ilave ne yapıyorsunuz, buna ben anlamadım. Anlatan olursa cevap veririm.
Bu konu bizi yerel yönetim anlayışına getiriyor. Sizin görev süreniz boyunca aklınıza takılan, bugün olsa farklı yapardım dedikleriniz var mı?
"Yatırım mal satarak yapılmaz"
- Ben sadece belediye başkanlığı yapmadım. Belediye hizmetlerinin hepsine öncelik verdim. Önce belediye bir işletmedir. Yatırım yapar, yapmaz. Parası varsa, kaynak yaratabiliyorsa yatırım yapar. Mal satıp, taa belediye kurulduğundan beri, 170 senedir olan mallar satılarak yatırım yapılmaz. Kaynak yaratabiliyorsa, müsaitse, geriye dönüşü varsa dışarıdan ucuz kredi bulunarak yatırım yapar. Ama esas asli görevi işletmeyi götürmektir.
İşletme nedir? Otobüsler sabahleyin kalkacak, metro, İZBAN, tramvay çalışacak; temiz su akacak, arıtma çalışacak, asfalt yenileme ekipleri çalışacak. Kısaca sistem ayakta tutulacak. Belediye hizmete devam edecek. Yamalar yapılacak, arızalar giderilecek, su şebekesinde yenileme yapılacak, metro hattı hızlandırılacak vesaire. Yani işletme çalışacak. Bu belediye.
İşletmeyi çalıştırmadan yatırım yapamazsın. İşletmeye harcayacağın parayı yatırıma harcarsan o işletmeyi çalıştıramazsın. Temel görevlerini yapamazsın. Milletin hayatını, hemşehrilerin günlük yaşamını etkileyen işleri aksatarak yatırım yapıp da “Ben büyük başkan olacağım” diyemezsin. Önce onu yapmasını bileceksin. Sonra kaynak yaratmasını biliyorsan, kaynağın varsa yaparsın. Bir de onları bir stratejik plan çerçevesinde öncelik sıralamasına koyup ona göre yaparsın. “Efendim, ben işte şunu yapacağım, Ayşe Teyze şunu söyledi, bilmem ne odası başkanı şunu söyledi.” Kitap olacak, kitaba bakacaksın.
Bu konuda örneğiniz ne olabilir?
- TÜİK’in verilerine göre, senesi 2014-2015 olabilir, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin arıtma kapasitesi yüzde 95 küsur. İstanbul’unki yüzde 35, Bursa’nınki yüzde 36, Ankara’nınki yüzde 6,5. Pis su arıtma kapasitesini söylüyorum. Sürekli yaptığımız için İzmir bu kadar yüksek.
Eğer altyapı yatırımlarını yapacaksan tasarruf edeceksin. Belediyecilik ne özel sektördür ne devlet sektörüdür. İkisinin arasında bir şeydir belediyecilik. İkisinden de zordur. Neden? Özel sektör kararını verir, yapar. Yanlışsa zarar eder, yoksa kâr eder. Onun uyacağı yasalar, mevzuatlar bellidir.
Devlette Osmanlı’dan beri devlet memuru korunur. Osmanlı’da çıkarılan devlet memuriyet kanunu hâlâ yürürlüktedir. Belediye mevzuatını düzenleyen devlet, devleti yöneten hukuk sistemini çok daha ağır bir şekilde belediyelere uygular. O ağır mevzuat içerisinde sen 24 saat özel sektör gibi çalışacaksın. Çünkü sistem çalışıyor. O ağır mevzuat koşullarına da uyacaksın.
"15 yılda arayıp da geri dönmediğim kişi yoktur"
Özel sektörün siyasi yönü yok, memurun da yok. Hükümetin siyasi bir yanı var. Burası aynı zamanda siyasi bir yer. Vatandaşla direkt temastasın. Bir belediye başkanının en büyük özelliklerinden biri ulaşılabilir olmasıdır. 15 senede telefonla başkanlığı arayıp da geri dönmediğim kişi yoktur benim. İster gece, ister sabah 6’da, ister pazar günü. Ne zaman olursa. Küfredeceğini bilsem yine dönerim.
Siz ne zaman bunalsanız köylere giderdiniz önceden. Şimdi de gidiyor musunuz?
"Köyleri özlüyorum ama gitmiyorum"
- Köylere gitmiyorum. Hiçbir yere gitmiyorum. Özellikle gitmiyorum. Ben özlüyorum, onlar da özlüyor ama gitmiyorum. Şöyle, burada bir belediye başkanı var. Benim oralara gitmem, benim anlayışıma göre yanlış olur. Orada ben bırakmışım, emekli olmuşum. Zaten geliyorlar, gidiyorlar, telefonla arayıp hatır soruyorlar, o ayrı.
Ama şimdi belediye başkanlığını bırakmışım, gideceğim oraya; mevcut belediye başkanı şunu yapmadı, bunu yapmadı diyecekler. Ne diyeceğim? Onun için gitmemek evladır. Ama seçim kampanyalarında çağırmalarına gerek yok. Biz zaten koştura koştura gidiyoruz.
O günden bu yana parti kimliğiniz de değişti. Ne hissettiniz CHP'den istifa ederken?
Yaşamışsın, okumuşsun, iş yapmışsın, belli bir konuma gelmişsin ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapıyorsun. 18-19 yaşında buraya gelmişsin, üniversite okumaya. Sonra burada en büyük koltuğa oturuyorsun. Bu koltuğa ulaşmak… Ona bir yaşam boyunca, partimize minnet borcu duyarız. Bir vefamız var. Kim yukarıda ne derse desin.
“Yarın yine o tabelanın altında toplanırız”
Tabii kolay karar değil. Ama şöyle dedim: “Tabelaya mı bakacağız, partinin şu anki durumuna mı bakacağız?” Tabela duruyor orada. Biz yarın yine o tabelanın altında toplanırız. Ama şu anda oradan ayrılmazsak tabela da gidiyor, ülke de gidiyor. Mecburen ayrılmamız lazım. Ben böyle düşündüm.
CHP içinde de "ağabey" konumundasınız. Mayıs ayındaki butlan günü bir konuşmanız, temenniniz oldu mu?
"Yumurta küfesi başkanların sırtında"
- Bana düşmez. Siyasi açıklamaları il başkanı yapar, burada genel başkanı temsil eder. Diğer yerel açıklamaları da Büyükşehir Belediye Başkanı yapar. Eski belediye başkanına söz düşmez. İkili konuşmalarda düşüncelerimizi söyleriz ama bize laf düşmez.
Onun için benim işime gelse de eski belediye başkanı karışsa ben belediye başkanlığı yaparken hoş olmaz. Çünkü yumurta küfesi benim sırtımda, şimdi de yumurta küfesi başkanların sırtında. Onlara “Ben olsaydım…” diye başlayan cümleleri sevmem.
Delege ağalığı Yeni Parti ile bitecek mi?
O zaman deneyimli siyasetçi kimliğinize bir soru sormak isterim. Delege seçimleri tamamlanan YENİ Parti'de, CHP sürecindeki sisteme ilişkin eleştiriler biter mi?
- Şöyle... Avrupa’da üyeler oy kullanıyor parti içi seçimlerde, aday belirlemede. "Bizde de kullansın" diye bir düşünceyle çıktılar Yeni Parti. Ben bunun yanlış olduğunu savundum, o gün de savundum.
Her düzeni, yönetmeliği, önergeyi bir yere dayandırmanız lazım. Bir dayanağı olması lazım. Dayanak ne? Biz mahalle sathında örgütleniyoruz. Genel seçimde aldığımız oyla kongre delegelerimiz belirleniyor. Mahallede partiye verilen oylar genel başkana kadar yansıyor.
Üyeyle yaptığınız zaman büyük kentlerimizde, ufak yerlerde herkes birbirini tanıdığı için çok fazla bir şey olacağını sanmıyorum ama üyeyle… Bizde çünkü Avrupa gibi birey oy kullanmıyor. Hemşehrilik ilişkileri var, başka ilişkiler var, akrabalık ilişkileri var, var oğlu var. Bunlardan dolayı adalet yok oluyor.
Ben bir çalışma yapmıştım Konak için. O zaman dikey yapılar, yatay yapılara baktık. Dikey alınan oy oranı, oy sayısı ve üye sayısı. Yatay yapılanmadaki alınan oy oranı ve üye sayısına baktık. Orada üyeyle ön seçim delegesi arasında farka baktığımızda, eğer delegeyle yapılırsa 45 kişiyi bir kişi temsil edecek. Üyeyle yapılırsa dikey yapılarda 24,5 kişiyi bir kişi temsil ediyor. Yatay yapılarda 8 kişiyi bir kişi temsil ediyor. Yani tam 3 katı.
Ben bunu yazdım, Kılıçdaroğlu’na da gönderdim. Bu doğru değil. Şunu yap, delege ağalığından çekiniyorsun. Haklısın, yerden göğe kadar haklısın. Bu sefer 50 oya bir ön seçim delegesi yapma, 5 oya bir seçim delegesi yap. Ama bir dayanağı olsun. O mahallede alınan oya dayansın. Bir gerçeğe dayansın, eşitliğe, adalete dayansın. Öbür türlü dayanmıyor.
2015’te ön seçim yapılıyor. Kılıçdaroğlu üyeyle yapılacağını açıklamıştı. Ben bu anlattığım hesabı yaptım, gönderdim. O zaman Tuncay Ceylan diye bir özel kalem vardı. Telefon açtım, “Okutmadan göndermeyeceğim.” dedim. Havaalanında “Hoş geldin.” dedim. “Okudun mu raporu?” dedim. “Okudum, çok doğru” dedi. Biz doğru bildiğimizi yine bilime, bilgiye dayanarak söylemeye devam edeceğiz.
Teşekkür ederim, içten yanıtlarınız ve bilgileriniz için.
- Ben teşekkür ederim. Sizlere de başarılar dilerim.
Bakmadan Geçme
