• Haberler
  • Siyaset
  • Dervişoğlu'ndan iktidara fon vurgunu tepkisi: Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz!

Dervişoğlu'ndan iktidara fon vurgunu tepkisi: Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz!

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM'de yaptığı konuşmada fon vurgunu iddiaları üzerinden iktidara yüklenerek, 'Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz' dedi. Kamu kurumlarının denetim sorumluluğunu sorgulayan Dervişoğlu, 'SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir!' çağrısında bulundu. Dervişoğlu, fon skandalının tüm yönleriyle araştırılması için Meclis'te komisyon kurulmasını istedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada fon vurgunu iddiaları üzerinden iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Denetim mekanizmalarının işleyişini ve kamu kurumlarının sorumluluğunu gündeme getiren Dervişoğlu, “Devleti siz yönetiyorsunuz… Atamaları siz yapıyorsunuz… İzinleri sizin kurumlarınız veriyor… Denetlemek sizin göreviniz… İşler patlayınca da dönüp suçluyu dışarıda arıyorsunuz…” diye konuştu.

‘Bu işin faturası 86 milyona kesilemez’

Fon vurgunu iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, olayın yalnızca vatandaşların parasının nasıl geri ödeneceği üzerinden ele alınamayacağını belirterek, sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, “Geçtiğimiz hafta bu kürsüden, Türkiye’nin göz göre göre gelmesine rağmen göz yumulan bir fon skandalına nasıl sürüklendiğini anlattık. Bunun sıradan bir piyasa kazası olmadığını gibi bir magazin hikâyesi de olmadığını söyledik” dedi.

İktidarın bir kanun teklifi getirmek zorunda kaldığını belirten Dervişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu işin faturası Hazine’ye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez.

Kâğıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil,
Vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir.

Belli ki uyarılarımızı dinledikleri yerler var.
Ama mesele yalnızca paranın nasıl geri ödeneceği değildir.
Mesele, bu soygunun nasıl mümkün olduğudur.
Kim göz yummuş, kim görevini yapmamıştır?
Kim görevinin verdiği yetkiyi manipülasyonu önlemeye değil,
Kendisine haksız kazanç sağlamak veya hısım akrabasına tüyo vermek için kullanmıştır.”

Fon şirketlerine ilişkin denetim ve izin süreçlerini de gündeme getiren Dervişoğlu, kamu kurumlarının sorumluluğuna dikkat çekti.

“FETÖ mü atamış SPK’yı, BDDK’yı?
Soruyorum:
O fon şirketlerine çalışma iznini dış güçler mi vermiş?
Hayır!
Hepsinin altında tek bir imza var.
Kamu bankaları milyarlarca lira teminat sağlamış,
Piyasayı denetlemesi gerekenle, denetlenecek yerin yönetimi aynı kişiye teslim edilmiş.”

Dervişoğlu, “Devleti siz yönetiyorsunuz… Atamaları siz yapıyorsunuz… İzinleri sizin kurumlarınız veriyor… Denetlemek sizin göreviniz… İşler patlayınca da dönüp suçluyu dışarıda arıyorsunuz…” diye konuştu.

‘SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir’

Fon vurgununa ilişkin soruşturma ve sorumluluk tartışmalarının siyasi gündem üzerinden gölgelenmemesi gerektiğini belirten Dervişoğlu, haksız kazanç elde edenlere yönelik “gönüllü iade” yaklaşımını da eleştirdi.

“Bir de çıkıp haksız kazanç elde edenlere ‘gönüllü iade’ yolu açıyorsunuz.
Gönüllü iade ne demek yahu?
Çal ama yakalanma, yakalanırsan da iade et kurtul, öyle mi?”

Devletin haksız kazancı tespit ederek geri alması ve hukuki yaptırımları uygulaması gerektiğini savunan Dervişoğlu, “Devlet, hırsızın kapısına sadaka kutusuyla gitmez… ‘Gönlünden ne koparsa’ demez…” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Altını bir kez daha çiziyorum,
FETÖ borsası rezaletini yaşayan Türkiye’ye,
Bu defa da fon soygunu borsası gibi bir rezaleti yaşatamazsınız.”

Fon tasfiyesinde farklı risk düzeyindeki yatırımcıların aynı kapsamda değerlendirilmesini de eleştiren Dervişoğlu, “Riski 7 üzerinden 1 olan para piyasası fonunda parasını tutan vatandaşla, Riski 7 üzerinden 7 olan spekülatif fon yatırımcısını aynı tasfiye mantığının içine sokuyorsunuz” dedi.

Tasfiye kararından önce yasal satış emri vermiş ve işlemi takasa girmiş vatandaşların da tasfiye kapsamına alındığını söyleyen Dervişoğlu, “Mesele yüzde 70’e sus payı vermek midir? Yoksa yüzde 100 adalet midir?” diye sordu.

Dervişoğlu, fon skandalının tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini belirterek şu çağrıyı yaptı:

“SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir!”

Dervişoğlu ayrıca, “Meclis’te bütün partilerin eşit biçimde temsil edildiği gerçek bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Kim kazandı, kim erken çıktı, kim bilgi aldı, kim göz yumdu, kim korudu; Millet, bunların tamamını öğrenmelidir!” ifadelerini kullandı.

Halk TV'ye yönelik işlemlere tepki

Konuşmasında gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik işlemleri de gündeme getiren Dervişoğlu, iktidarın eleştirel sesleri susturmaya çalıştığını savundu.

“Yalanlarla, algı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın yapacağı en büyük hatalardan biri gerçeğin sesini kısmaya çalışmaktır.

Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu konuşulsun, araştırılsın istedik. İktidar ortakları ne yaptı? Meclisi kapatıp kaçtı.

Gerçekleri kendileri de duymak istemiyor, Milletimiz de öğrenmesin istiyorlar.

Bu akılla ayakta kalabileceğini zanneden iktidar, bu sabaha karşı da gazeteciliğin kapısına polis gönderdi, kayyum atadı, Halk Tv’nin yayınını durdurdu.”

Hukuki süreçlerin işletilmesine karşı olmadıklarını belirten Dervişoğlu, uygulamaların hukuk sınırları içinde kalması gerektiğini söyledi.

“Türkiye’de herkes, her kurum incelenebilir.
Hukuki bir sorun varsa tespit edilir, gereği yapılır.
Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar artık hukuki olmaktan çıkmıştır.
Şafak baskınları adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır.”

Kayyum uygulamalarını eleştiren Dervişoğlu, “Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyum. Sistemine dahil olmayan şirkete kayyum. Kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyum. Siyasi partiye kayyum. Medyaya kayyum” dedi.

Dervişoğlu, “Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı” ifadelerini kullandı.

'Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz

Fon vurgunu tartışmalarının farklı davalar ve siyasi polemikler üzerinden yürütülmesine karşı çıkan Dervişoğlu, sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

“Soygunlardan kendine yol açmaya çalışan FETÖ gitmiş ama soygunlar bitmemiştir.
Ne hırsız karşısında kumpasçı masumdur, ne de kumpasçı karşısında hırsız!”

Dervişoğlu, kamu kurumlarının denetim sorumluluğunu yerine getirmediğini savunarak, “Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz” dedi.

İktidarın “Dış güçlerin oyunu, FETÖ’nün kumpası” gibi açıklamalarla sorumluluktan kaçamayacağını dile getiren Dervişoğlu, “Bir kanun çıkarılacaksa bu kanunun amacı, geçmişe sünger çekmek olamaz. Olmamalıdır…” ifadelerini kullandı.

Okul güvenliği ve çocuklara yönelik saldırılar

Dervişoğlu, konuşmasında okullarda yaşanan şiddet olaylarına da değindi. Güvenlik sorunlarının yalnızca polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini belirten Dervişoğlu, devletin olaylar yaşanmadan önce önlem alması gerektiğini söyledi.

“Okullarımız, çocuklarımız ne olmuştur?
Meseleler halledilmiş midir?
Yahut bunları kökünden ele alacak çözümler masaya konulmuş mudur?
Velilerin, öğretmenlerin, çocukların endişesi giderilmiş midir?”

Okullarda yaşanan saldırılara dikkat çeken Dervişoğlu, 21 Eylül’de Millî Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında okul güvenliği için protokol imzalandığını hatırlatarak, sonrasında yaşanan olayları sıraladı.

“Daha imzalar kurumadan Turgutlu’da öğrencilerimiz yaralanmıştır.
Osmaniye’de bir öğretmenimiz, okul bahçesinde silahlı saldırıda hayatını kaybetmiştir.
Başakşehir’de çocuklarımız, bıçaklı saldırının hedefi olmuş,
10 yaşındaki bir evladımız hayatının baharında gitmiştir.”

Dervişoğlu, okul güvenliğinin yalnızca emniyet tedbirleriyle sağlanamayacağını belirterek, “Münferit hadiseler deme noktasını geçeli çok olmuştur. Asıl mesele olayın hiç yaşanmaması için gereken sistemi kurmaktır” dedi.

Ekonomi, kentleşme, aile, medya, iletişim, eğitim ve bilimin bu sürecin parçaları olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, “Hasar alınmadan tedbir alan ve eylemde bulunan bir devlete ihtiyacımız var” diye konuştu.

Emeğin milli gelirden aldığı paya dikkat çekti

İYİ Parti’nin 10-11 Ekim tarihlerinde Ankara’da düzenlediği “İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı”na da değinen Dervişoğlu, farklı sendika ve işveren örgütlerinin temsilcilerinin bir araya geldiğini söyledi.

Çalıştayın sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, Türkiye’nin yalnızca ekonomik büyüme rakamları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

“Türkiye’nin meselesi, yalnızca ne kadar büyüdüğü değil,
Üretilen değerin kime ne kadar gittiğidir.”

Emeğin milli gelirden aldığı payın gerilediğini savunan Dervişoğlu, “Bu iktidardan önce emeğin milli gelirden aldığı pay yaklaşık yüzde 52 seviyesini görmüşken, son büyüme verilerinde yüzde 38’e kadar gerilemiştir” dedi.

Dervişoğlu, “Kâğıt üzerinde büyüyorsunuz. Ama emekçi, emekli fakirleşiyor. Orta direk eriyor. Gençlerin gelecek umudu küçülüyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin temel sorunlarından birinin emeğin değersizleştirilmesi olduğunu savunan Dervişoğlu, çalıştayda ele alınan başlıkların Meclis’te kanun tekliflerine ve bütçe değişikliği önerilerine dönüştürüleceğini söyledi.

‘Ziraat Bankası’nı gerçek Ziraat Bankası yapacağız'

Tarım politikaları ve üreticilerin yaşadığı sorunları da gündeme getiren Dervişoğlu, zeytin fiyatlarındaki düşüşe ve üretim maliyetlerine dikkat çekti.

Ülkemizde zeytin hasat mevsiminin başladığını ve rekoltenin yüksek olduğunu belirten Dervişoğlu, üreticinin ürününü düşük fiyatlarla satmak zorunda kaldığını söyledi.

“Geçen yıl yaklaşık 50 liraya satılan bazı zeytin türlerinde fiyatlar 17-18 liraya kadar düşmüş durumdadır.
Yağlık zeytinde 10 liraya kadar inen rakamlardan bahsediliyor.
Sizin markette 500 lira verdiğiniz yağın, üreticideki hali budur.”

Mazot, gübre ve işçilik maliyetleri yükselirken üreticinin kazancının düştüğünü belirten Dervişoğlu, tüketicinin ödediği fiyatla çiftçinin eline geçen para arasındaki farkın araştırılması gerektiğini söyledi.

Çeltik üretiminde de taban fiyat açıklanmadığını ifade eden Dervişoğlu, tarımsal üretimde planlama eksikliğini eleştirdi.

“Arkadaş, sene 2026, Ay’a gitmekten bahsediyorsunuz.
Uçaklar, dronlar, yapay zekâ yahut bilim festivalleri…
Sonuç: hiçbir üründe üretim planlaması yoktur.
Buğdayda, çeltikte, arpada, pancarda çiftçi tarlaya girerken fiyatı bilmiyor.
Yapılacak iş bu kadar kolayken, yapılmıyorsa,
Biz yapacağız!”

İYİ Parti’nin tarım politikalarına ilişkin hedeflerini de açıklayan Dervişoğlu, “Çiftçinin bütün üretimini almanın garantörü gerektiğinde devlet olacak. Gübre, tohum ve mazotta avanslı çalışmayı sağlayacağız. Çiftçiye ve tüm üreticilere, Bolluk ve bereket yaratması için finansman sağlayacağız” dedi.

Dervişoğlu, “Ezcümle, Ziraat Bankası’nı gerçek Ziraat Bankası yapacağız!” ifadelerini kullandı.

Mekke Anlaşması üzerinden eleştiri

Dış politikaya ilişkin değerlendirmelerinde Suudi Arabistan ve Pakistan ile gündeme gelen ortak savunma anlaşmasını ele alan Dervişoğlu, Türkiye’nin başka ülkelerin güvenlik yükümlülüklerini üstlenmesinin sonuçlarının açıklanması gerektiğini söyledi.

“Bu ülkelerle ilişkilerimizi geliştirelim.
Ticaretimizi büyütelim.
Diplomatik ilişkilerimizi kuvvetlendirelim.
Buna itirazımız yok.
Ama ekonomik ilişki başka şey,
Başka devletlerin güvenlik yükünü kendi sırtına almak başka şeydir.”

Türkiye’nin olası bir çatışmada nasıl bir tutum alacağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini savunan Dervişoğlu, “Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor? Daha ortadan soruyorum, bu ittifak kime karşıdır? İsrail’e mi? İran’a mı? ABD’ye mi? Yoksa başka bir ülkeye mi?” diye sordu.

Dervişoğlu, “Mekke Anlaşması’nda ise Türkiye bir güvenlik garantisi veriyor fakat bu garantinin hangi somut tehdide karşı olduğu dahi belli değildir” dedi.

Olası bir Suudi Arabistan-İran çatışmasının Türkiye açısından doğurabileceği sonuçları gündeme getiren Dervişoğlu, “Yarın Suudi Arabistan, İran’la çatışırsa ne olacaktır? Türkiye de o savaşın tarafı mı olacaktır?” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, Türkiye’nin bölgesel çatışmalara dahil edilmemesi gerektiğini savunarak, “Bugünün müşriklerinin menfaati için, Peygamber Ocağı’nın neferi Mehmetçiğin ayağına taş değdirmeyin” dedi.

‘Mehmetçik Aramco’nun koruması değildir'

Konuşmasında ABD ve İsrail’in bölgedeki politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, Türkiye’nin kutsal değerler üzerinden oluşturulabilecek siyasi yönlendirmelere karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.

“Kâbe’miz Mekke’dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar.
Ancak, Ortadoğu’ya çöken ABD-İsrail ittifakının tuzağına düşmemek de bize kutsallarımızın tembihidir.”

Dervişoğlu, “Evet Kâbe’mize ev sahipliği yapan Mekke’yi canımız pahasına koruyalım. Ama şuna dikkat edelim, Mesele Mekke değildir” ifadelerini kullandı.

Savunma anlaşması üzerinden iktidara yönelik eleştirilerini sürdüren Dervişoğlu, “Mehmetçik, vakfın şirketini satmaya kalktığınız, Aramco’nun koruması değildir” dedi.

Karadeniz'deki Türk gemilerine yönelik saldırıları gündeme getirdi

Dervişoğlu, Karadeniz’de Türk sahipli, Türk işletmeli veya Türk bağlantılı ticari gemilerin saldırılara maruz kaldığını belirterek, Türk denizcilerin güvenliği konusunda daha güçlü bir tutum alınması gerektiğini söyledi.

“2022’den bu yana Karadeniz’de onlarca Türk sahipli, Türk işletmeli veya Türk bağlantılı ticari gemi, saldırıların hedefindedir.
Türk denizcileri hayatını kaybetti yahut yaralandı.”

Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin sonuçlarını sorgulayan Dervişoğlu, “Karadeniz’de kendi geminin güvenliğini sağlayamıyorsan, Kendi denizcinin hakkını açıkça savunamıyorsan, Kendi vatandaşına kimin saldırdığını milletin Meclisine açıkça anlatamıyorsan, Hangi ülkeye, neyin güvenlik garantisini veriyorsun?” diye konuştu.

Dervişoğlu, “Dünya liderliği, başka başkentler için büyük laflar etmek değil; Dünya liderliği, Önce kendi vatandaşının canını, Kendi bayrağının itibarını, Kendi devletinin bağımsız karar verebilme hakkını koruyabilmektir” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’de ikili bir düzen ikili bir devlet vardır'

Türkiye’deki yönetim anlayışını da eleştiren Dervişoğlu, devletin vatandaşlara eşit yaklaşmadığını savundu.

“Türkiye’de ikili bir düzen, ikili bir devlet vardır.
Biri, tepesinden mutlu azınlığın inmediği devlettir.
Diğeri de, mutsuz çoğunluğun tepesine binen devlettir.”

Dervişoğlu, yaşanan sorunların birbirinden bağımsız olmadığını belirterek, fon vurgunu, emek, tarım, okul güvenliği ve dış politika başlıklarının ortak noktasının devlet yönetimi olduğunu söyledi.

“Güçlü devlet, büyük devlet,
Skandal patladıktan sonra kanun çıkaran değil, skandalı doğmadan önleyen devlettir.
Çocuk, saldırıya uğradıktan sonra yalnız soruşturma açan değil, çocuğu saldırıdan önce koruyan devlettir.
Çiftçinin ürünü, tarlada kaldıktan sonra açıklama yapan değil, üretimi ekimden hasada kadar planlayan devlettir.
Gemisi vurulduktan sonra yalnız nota veren değil, vatandaşının ve bayrağının hukukunu koruyan devlettir.”

Devlet yönetiminin yalnızca olayların ardından müdahale etmekten ibaret olmadığını dile getiren Dervişoğlu, “Öngörmektir… Planlamaktır… Denetlemektir… Koordine etmektir… Ve gerektiğinde hesap sormaktır…” dedi.

Milleti zengin edecek bir devlet vaat ediyorum

Konuşmasının sonunda İYİ Parti’nin yönetim anlayışını anlatan Dervişoğlu, devletin vatandaşın parasını, emeğini, üretimini, çocuklarını, askerini ve bayrağını koruması gerektiğini söyledi.

“Bizim istediğimiz
Sürekli hasar tespiti yapan bir devlet değil,
Hasarı önleyen bir devlettir.
Milletin parasını,
Emeğini,
Üretimini,
Evladını,
Askerini,
Bayrağını koruyan bir devlettir.
Makam emanettir, devlet en büyük güç sahibi milletindir.
İşte ben size, o devleti vaat ediyorum.”

Dervişoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Türkiye zengin bir ülkedir.
Ben size,
Eş-dost-akrabayı değil, milleti zengin edecek bir devlet vaat ediyorum.
Ben size,
Teröriste, hırsıza, arsıza hak kovalayan değil,
‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal!’ diyenlerin devletini vaat ediyorum” dedi.

İzmir Gaste | izmirgaste | - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
HABER MERKEZİ

Bakmadan Geçme