CHP İzmir'den kadın cinayetlerine tepki: 'İstanbul Sözleşmesi yeniden uygulanmalı'
CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü, kadın cinayetlerinin önlenmesi için İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden uygulanması çağrısında bulunurken, Kadın Kolları İl Başkanı Nilay Kökkılınç silahlara erişimin zorlaştırılması, cezaların caydırıcı hale getirilmesi ve sığınma evlerinin kapasitesinin artırılması gerektiğini vurguladı.
ŞİLAN KOCADAĞ/İZMİR GASTE- CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü ve Kadın Kolları İl Başkanı Nilay Kökkılınç, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. İzmir’de 10 gün içinde 3 kadın cinayetinin yaşandığına dikkat çeken Gümrükçü ve Kökkılınç, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden uygulanması, cezaların caydırıcı hale getirilmesi ve kadınların yaşam hakkının güvence altına alınması çağrısında bulundu.
Gümrükçü: Kadın cinayetleri bir kanun olmuş durumda
Gümrükçü açıklamasında, “Yaklaşık 245 yıldır Türkiye’yi yöneten AK Parti hiçbir sorunu çözememiş durumda. Gördüğümüz kadarıyla ne fon ne de başka bir konuda çözüm üretemediler. Bunun. Yanında Türkiye’nin geçmişinden gelen sorunların da çözülemediğini görüyoruz. Çerçeve yasa süreci yürütülüyor ama bunlar da sonuçlandırılmadı. Bu topraklarda kadın cinayetleri bir kanun olmuş durumda. Cumhuriyet kadının sosyal yaşamdaki yerini yükseltti, kadınla erkeği eşit bir hale getirdi. Fakat her gün bir sorun, baskı, şiddet ve artan cinayetlerle karşı karşıyayız. Bir tanesi Menemen’de yaşandı” dedi.
“Kadına yönelik şiddetin kaynağı erkektir”
Türkiye'nin en önemli konusunun kadın konusu olduğunu vurgulayan Gümrükçü, “Demokrasi, meclis televizyonunda kurulan bir sistem değil de meclislerin özgürlüğü üzerine kurulan bir sistem değildir. Demokrasi insanların eşitliği üzerine kurulur. Biz acil bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine bu konunun getirilmesini talep ediyoruz. Kadının anayasadan, yasalardan, uluslararası hukuktan gelen bütün haklarının Türkiye Cumhuriyeti'nde güvenceye alınmasını talep ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nin raftan indirilip uygulanmasını talep ediyoruz. Erkek ve kadın eşittir. Erkek ve kadının eşit olmadığını iddia eden herkes ayrımcıdır, bir suç işlemektedir. Bunun Türkiye tarafından bilinmesi, insanların bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kadına yönelik şiddetin kaynağı erkektir. Erkek egemen bir sistem geriletilmelidir. Eşitlik sadece sınıfsal, toplumsal değildir; cinsiyetler arasında eşitliğin de sağlanması gerekmektedir. Acilen bu konu Türkiye çapında konuşulur hale gelmelidir. Her gün bir kadın kardeşimiz, belki annemiz, belki bacımız, belki akrabamız ölüm tehdidi ile karşı karşıyadır. Kanunlar yetersizdir. Kanunların uygulanması, adli süreçler yetersizdir” diye aktardı.
“Bu konular Müge Anlı’ya havale edilecek konular değil”
Çiğli’de daha önce yaşanan bir vakaya değinen Gümrükçü, “Çiğli'de bir kadın öldürüldü, hatırlarsanız, öldürülmeye teşebbüs edildi; kocasının cezasını Yargıtay bozmuş, çok bulmuşlar. E daha kaç tane kadının öldürülmesi için bu cezalar ağırlaştırılacak, ne zaman gelecek sıra buna? Yani Türkiye'de bir sürü konu var ama hiçbir konuyu çözemediğimiz gibi bu temel konuyu çözme noktasında bir irade ortaya koymamız gerekiyor. İzmir'de 10 günde 2-3 cinayet yaşandıysa, Anadolu'nun diğer yerlerinde bildirilmeyen, ailesi tarafından, komşuları tarafından üstü örtülen, kim bilir ne cinayetler ne zulümler yaşanıyor. Bunun acilen gündeme getirilmesi gerekir. Bu, televizyon programlarında Müge Anlı’ya vesaireye havale edilecek bir konu değil. Türkiye'nin devlet olarak, toplum olarak bu konuyu bir sorun olarak belirleyip önüne koyacak ve sonrasında çözecek iradeyi hayata geçirmesi gerekmektedir. Kadın kurulu başkanıma da teşekkür ediyorum. Umarım son bulur ama ummakla olmuyor; bilinçli bir eylem, kanunu düzenleme, toplumsal bilincin yükseltilmesi, farkındalık yaratılması gibi birçok noktada önlem alınması gerekir. Başta da İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden uygulanması gerekir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Kökkılınç: İzmir’de 3 kadın cinayeti karşımıza çıktı
Kökkılınç ise yaptığı açıklamada, “Ne yazık ki, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet, ülkenin en büyük kanayan yarası. İzmir’de Türkiye’nin üçüncü büyük kenti olarak maalesef bundan nasibini alıyor. Geçen 10 gün içerisinde 3 kadın cinayeti birden İzmir’den karşımıza çıktı. Hepimiz büyük bir üzüntüyle karşıladık. Aynı süreçte bir de Adana’dan yine bir erkek tarafından öldürülen kadın haberiyle karşılaştık. Bakıyoruz, sivil toplum örgütleri, meslek odaları hepsi veriler tutuyorlar. Sürekli asıl olarak bu verileri kamuoyuyla paylaşıyoruz. Fakat değişen ne yıl, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerini arttırarak yaşıyoruz. 2024’ten daha fazlasını 2025’te yaşıyoruz. 2025’ten daha fazlasını 2026’da yaşıyoruz. Bu kadınlar insan evladı, hepimiz gibi, sizler gibi. Kim anne babanın heyecanla dünyaya getirdiği çocuklar. Özenle yetiştirildiler, hayata kazandırıldılar. Ama sonrasında bir erkek tarafından da kolayca yaşamdan koparıldılar” dedi.
“Silahlara erişim bu denli kolay olmamalıdır”
Kökkılınç, “Sorunlu ve eril erkekler tarafından gerçekleştirilen kadın cinayetlerinde en yüksek oranlardan biri ateşli silahlarla gerçekleşen vakıalar; öncelikle silah kullanma yetkisi olan kolluk kuvvetlerinde, kamu görevlilerinde, güvenlik personellerinde psikolojik testler periyodik aralıklarla uygulanmalı, bu kişiler öfke kontrolüne tabi tutulmalı, silah taşıma yetkileri bundan sonra değerlendirilmelidir. Ülkemizde silahsızlanma çağrısı yapıyoruz. Silahlara erişim bu denli kolay olmamalıdır. Medyada ve televizyonlarda erkek eril dilden ve gösterimlerden vazgeçilmeli, silah kullanımı özendirilmemeli, şiddet içeren yayınlardan uzaklaşılmalı, Radyo Televizyon Üst Kurulu da bu konuya gerekli hassasiyeti göstermelidir” dedi.
“Cezalar caydırıcı olmalı”
Kökkılınç, şiddeti önleme yönünden bugünün dijital teknolojisinden de daha fazla yararlanarak koruma ve uzaklaştırma tedbirlerinde daha etkin uygulamalara başvurulması gerektiğini belirterek, “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kadın cinayetlerinde her dosyada mutlak müdahil olmalıdır. Bu konuda hak temelli çalışan sivil toplum örgütlerinin de davalara müdahil olmasına imkân veren yasal düzenlemeler yapılmalı, kadına karşı şiddetle mücadelede sivil toplum örgütleri ve meslek odaları ile iş birliği yapılmalıdır. Boşanma velayet ve mal paylaşımına dair adli dosyalarda taraflar psikologlar tarafından da izlenmelidir. Cezalar caydırıcı olmalı, adalete erişim hızlı olmalı, şiddet faillerine uygulanan yaptırımlar medyada daha fazla ve mutlak yer almalıdır” şeklinde konuştu.
“Sığınma evlerin kentlerin nüfusuna göre olmalı”
Kökkılınç son olarak, “Sığınma evlerinin sayısı ve kapasitesi kentlerin kadın nüfusuna göre ihtiyaca cevap verecek şekilde olmalıdır. Sığınma evleri dışında da kadınların barınmasına imkân sağlayacak konuk evleri olmalıdır. Bu konuda da STK’lardan destek alınmalıdır. Eğitim konusuna önem verilmeli, ilköğrenimden itibaren her kademede, ailede, topluluklarda, kamu kurum ve kuruluşlarında, askerlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri verilmeli, kadın hakları, saygınlığı, özgürlüğü yaşam tercihleri konusunda toplumsal bilinç oluşturulmalıdır. Sendikal sözleşmelere kadına karşı şiddet uygulayanların iş akdinin feshine kadar giden yaptırım hükümleri konulmalıdır. Çocukların, gençlerin sporla, kültür sanat ile barışık bir yaşam kurmalarına imkân sağlanmalı, sağlıklı iletişim ve öfke kontrolü desteklenmelidir. Uluslararası sözleşmelerle kadına karşı şiddetle mücadelede iş birliği ve dayanışma güçlendirilmelidir. Sözlerimi sonlandırırken kadının yaşam hakkın en önemli insan hakkı olduğunu bir kez daha vurguluyor, bugüne dek eril erkekler tarafından katledilerek yaşamını yitirmiş tüm kadınları saygıyla anıyorum” ifadelerine yer verdi.
Bakmadan Geçme