Şenol BABACAN

YAŞASIN KÜLTÜR (Harbendelu'dan Harmandalı'ya)

Şenol BABACAN

Harmandalı ismi, Oğuzların Anadolu'ya yerleşen kollarından biri olan Harbendelu (Harmandalı Yörükleri) obasının adından gelmektedir. Harmandalı, Çocukluğumuzdan bugüne gelen bir ezgidir. Düğünlerde, festivallerde, meydanlarda gördüğümüz bir halk duruşudur, oyunudur. Ama durun! Harmandalı, sadece “bir ve, iki ve, üç ve” diye öğretilen birkaç figürden ibaret değildir. Harmandalı bir kültürdür. Harmandalı bir duruştur, asaletin adıdır Harmandalı, Ege insanının karakteridir. Ve belki de en önemlisi… Harmandalı bir ağıttır. Bugün Harmandalı denilince çoğumuzun aklına efe gelir. Omuzlar geriye atılır, baş dikleşir, kollar iki yana açılır. O meşhur figürler başlar. Ama o figürlerin ardında bir hikâye vardır. Bir acı vardır. Bir isyan vardır. Bir kayıp vardır. Bir Anadolu insanının, özellikle de Ege insanının yaşadığ izler vardır. Harmandalı oynayan kişi aslında sadece dans etmez. Bir şey anlatır. “Ben buradayım” der. “Boyun eğmem” der. “Acım var ama başım dik” der. İşte Harmandalı’nın asıl meselesi budur. Bugün çocuklarımıza Harmandalı öğretirken çoğu zaman işin kolay tarafına kaçıyoruz. “Şu adım böyle…” “Kolunu şöyle kaldır…” “Burada çömel…” “Bir ve, iki ve, üç ve…” Elbette bunlar öğrenilecek. Ama Harmandalı’nın ruhunu öğretmeden figürlerini öğretirsek, geriye sadece hareket kalır. Oysa Harmandalı’nın hareketten çok daha büyük bir anlamı vardır. Çünkü Efe'nin ağır adımı, sadece bir dans figürü değildir. O adımda gurur vardır. O duruşta meydan okuma vardır. O bakışta hüzün vardır. Ve o ezgide, geçmişten bugüne ulaşan bir ağıt vardır. Ege'nin dağlarını düşünün… Zeytin ağaçlarını, kızgın güneşi, tozlu yolları, köy meydanlarını… Bir tarafta düğün vardır, diğer tarafta ölüm. Bir tarafta sevinç vardır, diğer tarafta ayrılık. Ege insanı acısını da sevincini de içine atmayı bilmiştir. Belki de Harmandalı bu yüzden böylesine ağırdır. Çünkü neşeli bir oyun gibi başlayıp insanın yüreğine dokunur. Efe'nin kollarını açması, sanki gökyüzüne karşı bir meydan okumadır. Diz kırması, sanki hayatın bütün yükünü omuzlarında taşıyan insanın bir anlığına yere yaklaşmasıdır. Sonra yeniden doğrulması. İşte asıl hikâye burada başlar. Düşse de kalkmak. Yansa da ayakta durmak. Acısa da başını eğmemek.... Harmandalı budur. Bugün Harmandalı'yı yaşatmak istiyorsak, onu sadece sahnelerde oynatmak yetmez. Çocuklarımıza figürlerini değil, hikâyesini de anlatmalıyız be varoluşun Çünkü kültür, ezberlenerek değil; anlaşılarak yaşatılır. Bir çocuk Harmandalı oynarken sadece kolunu kaldırmamalı. O kolun neden göğe yükseldiğini bilmeli. Bir yiğit diz çökerken o diz çöküşün arkasındaki acıyı da hissetmeli. Ege insanının o bitmeyen direncini gövdesinde taşımalıdır. Harmandalı, Toprağın sesidir. Efelerin gölgesidir. Anaların gözyaşıdır. Gençlerin cesaretidir. Ve geçmişten bugüne uzanan sessiz bir haykırıştır. Bu yüzden Harmandalı oynandığında sadece müzik başlamaz. Bir hikâye yeniden anlatılır. Her adımda bir geçmiş canlanır. Her dönüşte bir acı hatırlanır. Her dik duruşta bir insanın onuru yeniden ayağa kalkar. Şimdi Harmandalı oynanırken başka bir gözle izleyelim. Ama sadece kaç adım attıklarına bakmayalım. Kollarının nasıl açıldığına değil, ne anlattığına bakalım... Harmandalı; bir kültürdür, bir hafızadır, bir duruştur, bir yiğitlik türküsüdür ve belki de en derin haliyle bir ağıttır. Onu gelecek nesillere aktaracaksak, figürlerini değil yalnızca… Ruhunu da miras bırakmalıyız. Çünkü bir kültürün figürünü öğretmek kolaydır. Asıl mesele… O figürün taşıdığı ruhu kaybetmemektir. Efeler gibi heyyyy . Sağlıcakla...

Yazarın Diğer Yazıları