Babacan'dan İzmir'de iktidara fon vurgunu çağrısı

İzmir'de gazetecilerle bir araya gelen DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon vurgunu, İzmir depremi ve basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan, fon vurgunu üzerinden iktidara seslenerek, 'Olayın üstünü örtme eğiliminde devam ederseniz piyasa daha da kötüye gider. Suçluların en ağır cezayla karşı karşıya kalmaları lazım' dedi.

HAYRİYE GÜLPERİ TİBİN– Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, 30 Ekim İzmir Depremi’nin yıl dönümünde İzmir’de gazetecilerle bir araya geldi. DEVA Partisi İzmir İl Başkanlığı’nda gerçekleştirilen toplantıya Babacan’a DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Muhammet Yılmaz da eşlik etti. Burada gündeme dair açıklamalarda bulunan Babacan, “Bugün İzmir’deyiz, İzmir bizim Cumhuriyetimizin kuruluşundan aylar önce iktisat kongresine ev sahipliği yapmış bir şehir. Savaşın yaralarının sarılmaya başlandığı ancak ülkemizin çok yorgun olduğu bir dönemde yeni bir ekonomi vizyonuyla Anadolu’nun ayağa kalkmaya başlamasının çok önemli bir kilometre taşı olmuştur İzmir. Çünkü ekonomi ne kadar güçlüyse dünyada sesiniz o kadar güçlü olur” dedi. 

Kaza geliyorum demez ama deprem geliyorum der 

Babacan, konuşmasına şöyle devam etti: 
“Depremin yıl dönümünde gelişmeleri yerinde incelemek, deprem mağdurlarının 6 yıl sonraki durumlarını gözleyelim, bu 6 yılın muhasebesini yapalım diye buradayız. Ben tekrar depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diyorum. Kaza geliyorum demez ama deprem geliyorum der. Jeoloji uzmanları, hangi bölgemizde ne kadar sıkılıkla tarih boyunca ne kadar deprem olduğuna dair bilgiler verilere dayalı bilgiler. İzmir’in çok hızlı bir şekilde depreme hazırlanması gerekiyor. Her bir deprem kendini hatırlatan ve daha kötülerinden korunmak için almamız gereken tedbirleri göden geçirmemiz gereken hadiseler. Bugün de yerinde incelemeler yapacağız. Deprem mağduru vatandaşlarımızın kurmuş olduğu derneği ziyaret edeceğiz.” 

Fon vurgununa değindi 

Fon vurgunuyla ilgili de konuşan Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 
“Ülkemiz şu anda ne yazık ki sermaye piyasalarında yaşanan bir deprem ve artçılarıyla uğraşıyor. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığıyla karşı karşıya kaldı. Olan biten tamamen bir dolandırıcılık hadisesidir. Bu miktarda bir dolandırıcılığın bu kadar uzun süre devam etmesi de ancak ve ancak siyasi iktidar içinden verilen bir destekle olur. Yapılanın yakalanması için altyapı var ancak insan faktörü çok önemli. Kadrolar devlet imkanlarını kamu imkanlarını birlerine peşkeş çekmekle meşgulse o zaman en sağlam hukuk alt yapısı bile işlemez. Şu an ülkemizin karşı karşıya kaldığı durumda budur. Bu olayın getirdiği güvensizlik ve topyekun kararsızlık sermaye piyasalarında çok büyük bir değer kaybına yol açtı. Bu kayıp 50 milyar doları geçmiş durumda. Türkiye’de 27 milyon hane olduğunu düşünürsek 7 milyonunu doğrudan etkileyen bir hadiseyle karşı karşıyayız. Bu dolandırıcılığın ortaya çıktığı olayla birlikte acilen dedik ki artık kapatılacak hali kalmadı bu işin, bundan sonra ne yapılması lazım. İlk gün, bütün bu kuruluşların başındaki kişilerin derhal görevden alınması gerektiğini söyledik. Günler haftalar değil dakikalarca geç kalsanız bile piyasada her şey değişir. Tabii şu an yönetenler bunları bilen insanlar olmadıkları için… En az 25 – 30 kişinin anında görevden alınması gerekirdi. Derhal bir görev gücü kurulması gerekirdi. Farklı insanlardan oluşan, piyasadan ve devletin içinden gelen insanlar olmalıydı. Bunu da yapmadılar. Son kurul dedikleri, hantal bir kurul.” 

Bunu atlatmanın yolu şeffaflıktır 

Babacan, fon vurgunun piyasada neden olduğu zararın giderilmesi için yapılması gerekenleri anlattı. Özellikle bu süreçle ilgili şeffaf olunması gerektiğini vurgulayan Babacan, şunları söyledi: 
“Zaman geçiyor ama sorun çözülmüyor. Erime devam ediyor. Bu erime sadece dolandırıcıların olduğu fonlarla ilgili değil. Türkiye’nin sanayisi, şirketlerin değeri eriyor. Şirketlerin halka açık kısmı yüzde 30’luk kadardır. Bu firmaları ilk kuran bir hakim ortaklar vardır. Yıllarını sanayiye iş hayatına vermiş insanlar vardır. Onların da tüm mal varlığı erimiş oldu, erime de devam ediyor. Bir an önce şu listenin açıklanması gerektiğini belirttik. Bugün ne yargı ne denetleme kurumu düzgün çalışamıyor. Mutlaka Mecliste bir araştırma komisyonu kurulması lazım. Bundan da ısrarla kaçıyorlar. Ben buradan iktidara sesleniyorum. Eğer bu listeye acıkamazsınız, bu komisyonu kurmazsanız, olayın üstünü örtme eğiliminde devam ederseniz piyasa daha da kötüye gider. Suçluların en ağır cezayla karşı karşıya kalmaları lazım. Bu olayda çalanın yanında kalırsan bundan sonra Türkiye’nin sermaye piyasalarına asla yatırım olmaz, yatırımcı gelmez. Dolandırana çalana hak ettiği cezayı vermezsiniz piyasada hırsızlığın önünü açmış olursunuz. Fırsat varsa çalın sonra kaçın mesajı vermiş olursunuz. Bu mesajın verildiği piyasaya yatırım olmaz. Sanmasınlar ki bunu da böyle atlatırız. Bunu atlatamazsınız. Pek de anlamadığınız bir alan. Bunu atlatmanın yolu şeffaflıktır.” 

En büyük bütçe faiz bakanlığına 

Mecliste görüşmeleri devam eden 2027 bütçesine ilişkin de konuşan Babacan, bütçede faiz ödemeleri için ayrılan rakamın büyüklüğüne değindi. Babacan, konuşmasına şöyle devam etti: 
“Şu anda 2027 bütçesi görüşülüyor. Bu bütçeye baktığımızda gerçekten en büyük ödeneğin artık faize ayrıldığını görüyoruz. 3 trilyon 975 milyar faiz. 4 trilyonluk bir faiz ödeneğinden bahsediyoruz. Şu anda Türkiye bütçesine bakınca en büyük bakanlığın faiz bakanlığı olduğunu görüyoruz. Bunun tek sebebi kötü yönetim. Güve olmazsa risk yüksek olursa faizler yüksek olur. Bunlar olmadığı sürece ülkenin yüksek faizi devam eder ve bu kadar büyük bir kaynağın her sene faize gitmesi büyük bir yazık. Bu faizi hepimiz ödüyoruz. Bu kaynaklar doğru yerlere harcansa Türkiye’nin durumu çok farklı olur. Ancak kötü yönetim, yüksek risk maalesef ülkeyi böylesine yüksek bir faiz ödeneğiyle de karşı karşıya bırakmış durumda. Sıkıntılar büyük ama çözümü de kolay. Üç temel ilke var ülke yönetiyorsanız. Önce adaletle yöneteceksiniz, bu sadece yargıda adalet değil. Adalet aynı zamanda sosyal adalet, eğitimde fırsat eşitliği, gençlerimizin işe girerken fırsat eşitliğine sahip olması. Çok geniş bir kavram ancak adalet olmayınca devletin varlık sebebi sorgulanır. İkinci önemli ilke ehliyet – liyakat. Devleti yöneten insanların işlerini iyi bilmesi ve dürüst olması gerekir. Başka türlü başarı mümkün değil. Üçüncü önemli ilke de istişare ilkesi. Şu anda bu üç ilkenin üçü de yerle bir edilmiş durumda.” 

Özgür basın hayat kurtarır 

Konuşmasının sonunda, son zamanlarda basın üzerinde artan baskı ve sansüre de değinen Babacan, basın özgürlüğünün önemini şu ifadelerle anlattı: 
“Özgür basın hayat kurtarır. Bunu neden söylüyoruz? Çünkü ifade özgürlüğü basın özgürlüğü varsa bu çok geniş bir denetim alanı oluşturur. Bu son olaylar, örneğin fon meselesi. Basın özgür olsaydı, özgürce yazılıp çizilebilseydi bu dolandırıcılık daha küçük aşamadayken bir şekilde ifşa edilirdi ve bu da büyümesini önlerdi. Şu anda caydırıcılık denen bir kavram vardır, normalde devletin yapması gereken suçu caydırmaktır. Ancak şu anda yapılan basın özgürlüğünü, gazeteciliği, ifade özgürlüğünü caydırmak. Fon dolandırıcılığının ardından pek çok gazeteci arkadaşımızın tutuklandığını, ev hapsine atıldığını görüyoruz. Suçu işleyenlerin caydırılması gerekiyorken bu tür olayları haber yapanlar caydırılmaya çalışılıyor. Basının o denetçi gözünün olmadığı ülkelerde sorunlar bitmez. O sorunların konuşulmasını baştan engelliyorsanız o sorunlar bitmez. Meslek örgütleri, odalar da artık susmuş durumda. Böyle demokrasi olmaz.”

İzmir Gaste | izmirgaste | - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
Hayriye Gülperi TİBİN

Bakmadan Geçme