- Haberler
- Güncel
- Okullar açıldı, yoksulluk öğrenciyi vurdu: 'Çocuklarımızın ölmediği bir sistemi yeterli görür hale geldik!'
Okullar açıldı, yoksulluk öğrenciyi vurdu: 'Çocuklarımızın ölmediği bir sistemi yeterli görür hale geldik!'
2026-2027 eğitim öğretim yılının başlamasıyla milyonlarca öğrenci ders başı yaparken, ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluk eğitimdeki sorunları da büyütüyor. İPSD Genel Başkanı Nesibe Gençer ve Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, çocukların temel ihtiyaçlara erişemediğini, MESEM ve çeteleşme riskinin arttığını belirterek eğitim sistemine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Şilan KOCADAĞ- Türkiye genelinde yeni eğitim öğretim yılı başlarken, öğrenciler bu kez yalnızca derslerin değil, ekonomik krizin ağır yükünün de gölgesinde okula döndü. Artan okul masrafları, beslenme, ulaşım ve eğitim materyallerine erişim sorunları çocukların eğitim hayatını doğrudan etkilerken, eğitimdeki nitelik ve güvenlik sorunları da tartışma konusu olmaya devam ediyor.
İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) Başkanı Nesibe Gençer ile Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, yeni eğitim öğretim yılı öncesinde Türkiye'deki eğitim tablosuna ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Yoksulluğun çocukları eğitimden kopardığını belirten Gençer ve Kalafat, özellikle dezavantajlı bölgelerde çocukların çeteleşme, çocuk işçiliği ve eğitimden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.
“Yoksul mahallelerde çocuklar mafya oluyor ve aileler de övünüyor"
İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) Başkanı Nesibe Gençer, “İktidar, genç ve çocuk nüfusuyla övünüyor ama o çocuklarımızın üçte birinden fazlası yoksulluğa mahkûm edilmiş durumda. Türkiye’de 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Yani ülkemizde her 3 çocuktan 1’i en temel ihtiyaçlarına ulaşmakta zorlanıyor, bulamıyor. Çocuklar çözümü haliyle, kendisinden daha iyi olan ve aslında yeterli olmayan yaşıtlarının yaşam biçimlerine bakarak, kıskanarak, en sonunda özenerek çözmek istiyor. Özellikle varoş semtlerde bu daha da belirgin. Sokak çeteleri, uyuşturucu ticaretinde kuryelik, hatta var olan yoksulluğa inat aile bütçesine katkı sağlayacak ‘mafyavari reis’ oluyorlar. En kötüsü de aile etrafı, sosyal çevresi bu durumdan rahatsız olmuyor. Tam tersine övünüyor. Sonuçta para kazanıyor, mahallenin afili delikanlısı oluyor” dedi.
“Tedavi edilmesi zor 'amaçsız kuşaklar' yetiştirildi"
Gençer açıklamasında iktidarı da eleştirerek, “Çocuklar eğitimde, iş, zanaat sahibi olması gereken çağda, yoksul olmaktansa cezaevinde olmayı şan, şeref sayacak hâle gelmiş durumdadır. Ne yazık ki çeteleşme, uyuşturucu kullanma yaşı 13-15 yaşına gelmiş durumdadır. Yoksulluğu kader olmaktan çıkaracak eğitim, öğretim sistemi, sömürüye açık çocuk işçiliğini öne çıkaran ‘MESEM’ projesi ile olmaz. AKP iktidarının yapboz tahtasına çevirdiği eğitim politikaları ve ekonomik kriz ile nasıl bir çıkmaza sürüklendiğimizin sonucudur. Ancak bilinmelidir ki; her 3 çocuktan birinin yoksul olduğu, her 5 çocuktan birinin eğitimden, üretimden koparıldığı bu karanlık dönem sadece ileride onarılması, tedavi edilmesi zor ‘amaçsız kuşaklar’ yetiştirmiştir” ifadelerini kullandı.
“Öğrenciler içecekleri suya bile erişemiyor"
Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “Ülkedeki ekonomik krizin faturası genelde yoksullar üzerinden kesilmeye çalışılıyor. Genel sistemin kendisine baktığınızda iş adamları daha da zengin olmaya, büyük holdingler daha da büyümeye devam ederken, orta sınıf olarak tanımlanan kesimler her geçen gün yoksulluk sınırına çekiliyor. Bu ülkede artık üç sınıftan bahsedilmiyor; orta sınıf, düşük gelirliler ve en yüksek gelirliler şeklinde bir yapı kalmadı. Artık ya çok zenginler var ya da çok fakirler var. Sermaye el değiştirdikçe yukarıya doğru gidiyor, aşağıda ise derin bir yoksulluk oluşuyor. Bundan en çok etkilenenler de çocuklar. Bu ülkede yaklaşık 20 milyon öğrenci var ve 20 milyon öğrencinin çok temel sorunları bulunuyor. Nitelikli bir temel eğitim alma, okulda beslenme, okul kaynaklarına erişme; kıyafete, kitaba, deftere, çantaya erişme gibi sorunlar yaşanıyor. Hatta okullarda içecekleri suya erişimde bile sorun var. Bunun karşılığında okul devamsızlıkları çok ciddi anlamda artmış durumda” şeklinde konuştu.
“MEB güvenlik yerine yatırımı başka yere yapmayı tercih ediyor”
Ortaöğretimde MESEM’in tek seçenek haline gelmiş olduğunu belirten Kalafat, “Kalburüstü, eğitimli bir aileye sahip değilseniz veya üstün bir akademik yeterliliğiniz yoksa doğrudan MESEM'lere yönlendiriliyorsunuz. Ayda 7-8 bin lira karşılığında, haftada yaklaşık 30-35 saatlik çalışma ile MESEM öğrencisi haline getiriliyorsunuz. Oradan da kalfalık belgesiyle çıkıyorsunuz. Her sene MESEM'de çalışan çok sayıda öğrenciyi kazalar ya da iş kazaları, iş cinayetleri nedeniyle kaybediyoruz. İlkokullar ve ortaokullar açısından da özellikle İzmir'de çok fazla okul birleştirilmiş durumda. Bu birleştirmeler nedeniyle çok kalabalık sınıflar, sabahın çok erken saatinde okula gitmek, akşam çok geç çıkmak gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Güvenlik de okullarımız için önemli bir sorun. Geçen sene Maraş'ta yaşanan olayın ardından velilerin okullarla ilgili ciddi güvenlik endişeleri var. Milli Eğitim, yeterli sayıda yardımcı personel ve güvenlik görevlisi istihdam edecek, okul içi güvenlik tedbirlerini alabilecek bütçeye sahip değil ya da gücü olmadığını söylüyor. Çünkü yatırımlarını başka yerlere yapmayı tercih ediyor” ifadelerine yer verdi.
“Çökmüş bir sistem"
Eğitimde niteliğin çok fazla düşmüş durumda olduğunu söyleyen Kalafat, “Artık kamu okullarından çıkıp sınavla girilen bir üst eğitim kurumuna gidebilen öğrenci oranı yüzde 10 bile değil. Genellikle özel okuldan özel okullara geçişler sağlanıyor. Üniversite sistemi de aynı şekilde. Sınava giren öğrenci sayısı 3,5 milyondan 2,2 milyona çekilmiş durumda. Bunu birilerinin sorgulaması gerekiyor. Neden çocuklar artık üniversiteyi bir seçenek olarak görmüyor? Üniversite mezunu çocuklar neden lise mezunlarının girdiği KPSS'ye girip okudukları alanın dışında, lise mezunu olarak KPSS üzerinden işe girmeyi tercih ediyor? Çünkü onlara daha kolay geliyor. Çökmüş bir sistemden bahsediyoruz. Bunun bilinçli olarak yapıldığını düşünüyoruz. Özel okulların önünü açmak, onlara teşvik vermek ve eğitimde bir özelleştirme yapmak için gerçekleştirildiğini düşünüyoruz” dedi.
“Kervan yolda düzülür anlayışıyla sistem açılışı yapıyoruz"
Okulların eğitim-öğretim sistemine hazır olmadığını, ayrıca çocukların ve öğretmenlerin de hazır olmadıklarını açıklayan Kalafat, “Her zamanki gibi ‘kervan yolda düzülür’ anlayışıyla bir sistem açılışı yapıyoruz. Sistem; öğretmenlerin iyi niyetine, çocukların insaniyetine ve velilerin verdiği üç beş kuruş bağış parasına bırakılmış durumda. Bu durumun ne kadar sürdürülebilir olduğunu bilmiyorum. Genel bakışta tablo çok karanlık. Ülkede siyasete ve politikalara yön veren insanlara baktığınızda, neredeyse yüzde 90'ının çocuklarının kamu okuluna gitmediğini görüyorsunuz. Belki yüzde 50'nin üzerinde bir kesim çocuklarını yurt dışında okutuyor. Şöyle düşünün: Bir dönerciniz var ama siz çocuklarınıza kendi dönerinizden yemek yedirmiyorsunuz, yan taraftaki dükkâna götürüyorsunuz. Bu durumda dönerciye ‘Sen kendi çocuğuna yedirmediğini neden bize yediriyorsun?’ diye sormaz mısınız? Buna karşılık ‘Param var, okutuyorum, size mi soracağım?’ diyen bir bakan var. Düşünen, sorgulayan, iyi eğitim almış çocukların kendi iktidarlarının önünde bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorlar. Bu nedenle yoksulluğu ve niteliksiz eğitimi çocuklara reva görüyorlar” şeklinde konuştu.
Bakmadan Geçme