• Haberler
  • Güncel
  • Bezircilioğlu İzmir'in sorunlarını sıraladı, fuar açılışını eleştirdi: 28 vekilden biri bile yoktu!

Bezircilioğlu İzmir'in sorunlarını sıraladı, fuar açılışını eleştirdi: 28 vekilden biri bile yoktu!

İzmir Enternasyonal Fuarı'nın kentin hafızasında ve kimliğinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Bezircilioğlu, 'Bu sene açılışta da gördük ve çok üzüldük 28 milletvekilimizin bir tanesi bile açılışta yoktu. Bakanımız yoktu, bakan yardımcımız yoktu' dedi. Fuarın geçmişteki görkemli günlerinden uzaklaştığını belirten Bezircilioğlu, 'İzmir Fuarı bizim sembolümüzdür. Ayakta tutulması gerekir' ifadelerini kullandı.

Şilan KOCADAĞ– Zafer Partisi İzmir İl Başkanı Sinan Bezircilioğlu, düzenlediği basın toplantısında İzmir’in gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kentin ulaşım, altyapı, deprem, sağlık, tarım, sanayi ve barınma gibi temel sorunlarına dikkat çeken Bezircilioğlu, İzmir’in sahip olduğu potansiyelin karşılığını alamadığını savundu. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın giderek eski önemini kaybettiğini belirten Bezircilioğlu, bu yılki fuar açılışında kentteki 28 milletvekilinden hiçbirinin yer almamasını da eleştirdi.

“İZMİR POTANSİYELİNİN KARŞILIĞINI ALAMIYOR”

Bezircilioğlu açıklamasında, “Bugün sizlerle yalnızca siyaset yapmak için değil, İzmir'i konuşmak için bir araya geldik. Çünkü siyaset, vatandaşın gerçek sorunlarından uzaklaştığında anlamını kaybeder. Biz önce dinleyen, sonra konuşan bir anlayışa inanıyoruz. İzmir'in sorunlarını; kamuoyu araştırmaları, yerel basında yer alan haberler, meslek odalarının değerlendirmeleri ve sahadan gelen gözlemler ışığında tek tek inceledik. Karşımıza çıkan tablo oldukça açık: İzmir, sahip olduğu potansiyelin karşılığını alamayan büyük bir şehirdir. İzmir; üretim gücüyle, limanlarıyla, sanayisiyle, tarımıyla, üniversiteleriyle, turizmiyle, yetişmiş insan kaynağıyla ve tarih boyunca üstlendiği öncü rolle Türkiye'nin en güçlü şehirlerinden biridir. Böylesine büyük bir potansiyele sahip bir şehirde vatandaşın temel gündeminin ulaşım, altyapı, deprem, sağlık, barınma ve geçim sıkıntısı olması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken önemli bir gerçektir. Biz bugün burada kimseyi suçlamak için değil, sorunları doğru teşhis etmek ve çözüm üretmek için bulunuyoruz. Çünkü doğru teşhis yapılmadan doğru tedavi uygulanamaz” dedi.

“9 EYLÜL SIRADAN BİR TARİH DEĞİLDİR”

“İzmir'i konuşurken yalnızca bugünün sorunlarından söz edemeyiz” diyen Bezircilioğlu, “İzmir'in bir de tarihi sorumluluğu ve hafızası vardır. 9 Eylül, İzmir için sıradan bir tarih değildir. 9 Eylül 1922; İzmir'in işgalden kurtulduğu, Millî Mücadele'nin zaferle taçlandığı ve Türk milletinin bağımsızlık iradesinin yeniden dünyaya ilan edildiği gündür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmir'e Belkahve'den baktığı o günlerde taşıdığı sorumluluğu bugün de hatırlamak zorundayız. 9 Eylül bize şunu hatırlatıyor: Bir milletin bağımsızlığı, yalnızca topraklarını kurtarması değildir; kendi geleceğini kendisinin belirlemesidir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İzmir'in kurtuluşu için mücadele eden bütün kahramanlarımızı, şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. 9 Eylül İzmir'in kurtuluş günü kutlu olsun” ifadelerini kullandı.

“ÜRETİCİMİZ CİDDİ SORUNLARLA KARŞI KARŞIYA”

İzmir'in en önemli güçlerinden biri olan tarımla ilgili konuşan Bezircilioğlu, “İzmir; Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay havzalarıyla Türkiye'nin en önemli tarım merkezlerinden biridir. Ödemiş'ten Tire'ye, Bayındır'dan Kiraz'a, Bergama'dan Menemen'e kadar binlerce aile üretim yapıyor, ülkemizi doyuruyor ve ihracata katkı sağlıyor. Ancak üreticimiz bugün ciddi sorunlarla karşı karşıya. Kuraklık artık geçici bir sorun olmaktan çıkmış, tarımsal üretimin geleceğini belirleyen yapısal bir tehdide dönüşmüştür. Azalan yağışlar, düşen yer altı su seviyeleri, artan sulama maliyetleri ve iklim değişikliği üreticimizin önündeki riskleri büyütmektedir. Bugün birçok çiftçimiz tarlasını nasıl ekeceğini değil, ekebilecek suyu bulup bulamayacağını düşünüyor. Su meselesi yalnızca çiftçinin sorunu değildir; çünkü su olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa gıda fiyatları artar ve bunun yükünü hep birlikte taşırız. Mazot pahalı, gübre pahalı, yem pahalı, elektrik pahalı, sulama pahalı, zirai ilaç pahalı. Üretici daha ekim yapmadan yüksek maliyetle karşı karşıya kalıyor, hasat zamanı geldiğinde ise ürününü hak ettiği değerde satamıyor” şeklinde konuştu.

“GENÇLERE YALNIZCA SEÇİM DÖNEMİNDE HATIRLANAN BİR KİTLE OLARAK BAKAMAYIZ”

Hayvancılıkta da tablonun farklı olmadığını belirten Bezircilioğlu, “Tire, Ödemiş, Kiraz ve Bergama çevresi güçlü bir süt üretim havzasıdır ancak yem, enerji ve diğer üretim maliyetleri aile işletmelerini zorlamaktadır. Üreticiyi yalnız bırakırsanız yalnızca çiftçiyi kaybetmezsiniz; şehri, sanayiyi, ihracatı ve Türkiye'yi kaybedersiniz. Ama İzmir'in tarımda yalnızca sorunları yok, çok büyük fırsatları da var. İzmir yalnızca üreten değil, markalaştıran ve ihraç eden bir şehir olmak zorundadır. Bir ülkenin geleceği yalnızca tarlalarında değil, okullarında da şekillenir. İzmir aynı zamanda bir üniversiteler şehridir. Burada eğitim gören yüz binlerce genç var. Bu gençler yalnızca öğrenci değildir; onlar İzmir'in geleceğidir. Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir; bilim, teknoloji, fikir ve girişimcilik üretir. Bu nedenle üniversite gençliğine yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir kitle olarak bakamayız. Gençleri dinlemeli, sorunlarını görmeli ve çözümü birlikte üretmeliyiz. Çünkü Türkiye'nin geleceği gençlerin omuzlarında yükselecektir” ifadelerini kullandı.

“BOZULAN YOLLAR, KAZILAR VE KÖTÜ KOKU VATANDAŞIN HAYATINI ETKİLİYOR”

Bayraklı Şehir Hastanesi'nin açılmasının önemli bir yatırım olduğunu belirten Bezircilioğlu, “Önemli olan yalnızca bina yapmak değil, vatandaşın o hizmete ulaşabilmesini sağlamaktır. Yaşlılarımız, engelli vatandaşlarımız, kronik hastalarımız ve refakatçiler şehir hastanesine ulaşmakta ve hastane içerisinde hizmetlere erişmekte ciddi zorluklarla karşılaşabiliyor. Bir hastaneye ulaşmak başlı başına bir mücadeleye dönüşmemelidir. Bunun yanında kentteki köklü sağlık kurumlarının kapasitesi, personel dağılımı ve hizmet sürekliliği de birlikte değerlendirilmelidir. Vatandaş randevu bulmakta zorlanıyorsa, tetkikler ileri tarihlere veriliyorsa, ameliyat bekleme süreleri uzuyorsa burada sistemin yeniden değerlendirilmesi gerekir. Çünkü sağlıkta zaman bazen hayat demektir. Güçlü sağlık sistemi yalnızca bina ile değil, insan kaynağıyla ayakta durur. Bir şehrin yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlardan biri de altyapıdır. Yoğun yağışlarda su baskınları, yetersiz drenaj, taşan kanalizasyon hatları, bozulan yollar, aylarca devam eden kazılar ve kötü koku artık vatandaşın günlük hayatını etkileyen sorunlardır” dedi.

KÖRFEZ ELEŞTİRİSİ: İZMİR ARTIK MAZARET DEĞİL SONUÇ GÖRMEK İSTİYOR

İzmir Körfezi’nin de şehrin geleceği açısından stratejik bir mesele olduğunu söyleyen Bezircilioğlu, “Körfezin temizliği yalnızca çevre meselesi değildir; turizmdir, ekonomidir, sağlıktır, İzmir'in kimliğidir. İzmir Körfezi'nde tekrarlanan kirlilik vakaları, sorunun ne kadar ciddi ve sürekli ele alınması gerektiğini gösteriyor. Burada merkezi hükümet ile yerel yönetim arasındaki siyasi tartışmaların ötesine geçmek zorundayız. İzmir'in körfezi siyasetin değil, İzmirlinindir. Kim yapacaksa yapsın. Hangi kurumun sorumluluğundaysa sorumluluğunu yerine getirsin. İzmir artık mazeret değil, sonuç görmek istiyor. Aynı anlayış katı atık yönetimi, altyapı ve kent yatırımları için de geçerlidir” açıklamasını yaptı.

“20-30 YILI PLANLAYAN BİR ULAŞIM ANLAYIŞINA İHTİYACIMIZ VAR”

Ulaşımın İzmirlilerin günlük hayatını en fazla etkileyen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Bezircilioğlu, “Sabah işe giderken, akşam eve dönerken, toplu taşımada ve ana arterlerde insanlarımız zaman kaybediyor. Bu yalnızca ulaşım sorunu değildir; aynı zamanda ekonomik verimlilik ve yaşam kalitesi sorunudur. Bir vatandaşın ailesine ayıracağı zaman trafikte geçmemelidir. Öğrenci okuluna ulaşmakta zorlanmamalıdır. Yaşlı ve engelli vatandaşımız ulaşımda ikinci plana itilmemelidir. İzmir'in nüfus artışı, yeni yerleşim alanları ve ekonomik gelişimi dikkate alınarak ulaşım master planları uzun vadeli hazırlanmalıdır. Günü kurtaran değil, önümüzdeki 20-30 yılı planlayan bir ulaşım anlayışına ihtiyacımız var. İzmir'in unutamayacağı bir başka gerçek de depremdir. 30 Ekim 2020 depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum. Deprem bize şunu gösterdi: Afetler değil, hazırlıksızlık can alır. Aradan geçen zamana rağmen riskli yapı stokuyla ilgili kaygılar devam ediyor. Bayraklı başta olmak üzere riskli bölgelerde kentsel dönüşüm hızlandırılmalıdır. Hak sahiplerinin belirsizlikleri giderilmeli, bürokratik süreçler kısaltılmalıdır. Deprem siyasetin konusu değil, hayatın konusudur. Çünkü deprem parti ayırmaz, zengin-fakir ayırmaz, sağcı-solcu ayırmaz. Hepimizi etkiler. Bu nedenle deprem güvenliği bütün şehir planlamasının merkezinde olmalıdır” ifadelerini kullandı.

“BİZ TERÖRÜN BİTMESİNE KARŞI DEĞİLİZ”

TBMM Genel Kurulu'nda 10 Ağustos 2026 tarihinde kabul edilen ve 18 Ağustos'ta Resmî Gazete'de yayımlanan 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" ile ilgili eleştirilerde bulunan Bezircilioğlu, “Kanun; belirli şartların gerçekleşmesi halinde PKK/KCK'nın silahlı ve örgütsel varlığının sona erdiğinin tespiti sonrasında soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerine ilişkin bazı özel sonuçlar öngörüyor. Biz Zafer Partisi olarak bu düzenlemeye neden karşı çıktığımızı açıkça ifade ediyoruz. Biz terörün bitmesine karşı değiliz. Tam tersine; Türkiye'nin terör belasından kesin ve kalıcı biçimde kurtulmasını istiyoruz. Bizim itirazımız, terörle mücadelede hukukun, devlet ciddiyetinin ve adalet duygusunun zedelenebileceği bir yöntemedir. Çünkü devlet terörü bitirirken kendi hukuk düzenini ve adalet duygusunu korumak zorundadır. Bizim için temel ilke açıktır: Terör bitsin. Ama terörün bitmesi, terör örgütünün siyasi veya hukuki kazanıma sahip olması anlamına gelmemelidir. Biz Zafer Partisi olarak bu nedenle itiraz ediyoruz ve Türkiye'nin geleceği için mücadelemizi demokratik siyaset içinde sürdürüyoruz” ifadelerine yer verdi.

“EKSİK OLAN İZMİR’İN POTANSİYELİ DEĞİL GÜÇLÜ YÖNETİM”

İzmir'in sorununun potansiyelsizlik olmadığınuı belirten Bezircilioğlu, “İzmir'in tarımı var, sanayisi var, limanları var, turizmi var, üniversiteleri var, gençleri var, yetişmiş insan kaynağı var, körfezi var, tarihi var, Cumhuriyet'in en güçlü sembollerinden biri olan kimliği var. Eksik olan potansiyel değil; doğru planlama, güçlü yönetim, ortak akıl ve uzun vadeli vizyondur. Biz İzmir'in körfezini temizlemeye de talibiz. Tarımını güçlendirmeye de üreticisini korumaya da sanayisini yüksek teknolojiye taşımaya da, gençlerine gelecek sunmaya da, depreme dayanıklı kentler kurmaya da, ulaşımı planlamaya da, sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getirmeye de talibiz. Ama aynı zamanda Türkiye'nin zedelenen adalet duygusunu onarmaya, eğitimde fırsat eşitliğini yeniden kurmaya, TBMM'nin millet iradesinin merkezindeki konumunu güçlendirmeye, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmeye kararlıyız. Çünkü İzmir yalnızca bir şehir değildir. İzmir bir fikirdir. Bağımsızlık fikridir. Cumhuriyet fikridir. Üretim fikridir. Çağdaşlık fikridir. Özgürlük fikridir. Ve 9 Eylül bize bu fikrin ne kadar büyük bir bedelle kazanıldığını hatırlatır” şeklinde konuştu.

“BU ŞEHİR DAHA TEMİZ, GÜVENLİ VE PLANLI OLMAYI HAK EDİYOR”

Son olarak Bezircilioğlu “Bizim siyaset anlayışımız ayrıştıran değil, birleştiren bir anlayıştır. Kimseyi ötekileştirmeden, kimsenin yaşam tarzına müdahale etmeden, kimsenin düşüncesini düşmanlaştırmadan bu şehrin ortak aklıyla, ortak vicdanıyla ve ortak geleceği için çalışmak istiyoruz. Çünkü İzmir hepimizin ortak evidir. Bu şehir daha temiz olmayı hak ediyor. Daha güvenli olmayı hak ediyor. Daha planlı olmayı hak ediyor. Daha üretken olmayı hak ediyor. Daha yaşanabilir olmayı hak ediyor. Ve en önemlisi; İzmir, sahip olduğu büyük potansiyelin karşılığını almayı hak ediyor. Biz Zafer Partisi olarak sorunları görmezden gelen değil, sorunları konuşan; konuşmakla yetinmeyip çözüm üreten, vatandaşın karşısına yalnızca seçim dönemlerinde çıkan değil, her zaman vatandaşın yanında olan bir anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü biz inanıyoruz: Güçlü şehirler, güçlü Türkiye'nin temelidir. Güçlü İzmir ise Türkiye'nin geleceğine güç katacaktır” dedi.

“28 VEKİLDEN BİRİ BİLE FUAR AÇILIŞINDA YOKTU!”

İzmir deyince akla gelen ilk üç şeyden birinin fuar olduğunu söyleyen Bezircilioğlu, “Bu sene açılışta da gördük ve çok üzüldük; 28 milletvekilimizin bir tanesi bile açılışta yoktu. Bakanımız yoktu, bakan yardımcımız yoktu. Ben çok uzun değil, 5-8 sene evvel büyüklerimizle ilgili Basmane Meydanı'nın trafiğe kapatıldığını, başbakanların, ana muhalefet partisi genel başkanlarının, bakanların, milletvekillerinin, 30 ilçenin 30 belediye başkanının katılımıyla fuarın açıldığı günler çok çok uzaklarda değil, 30-40 sene değil; en fazla 5-8 sene önceydi. Ben çok üzüldüm, ben açılışa katıldım. Çok burukluk yaşadım. Doğma büyüme İzmirliyim ve belki 45 senedir de fuara giderim. 50 yaşındayım, 45 senedir de kendimi bildim bileli, hatırladığımdan beri fuara giderim. Bu seneki kadar maalesef sönük bir açılış görmedik. Bu arada tabii, yani 70'lerin, 80'lerin Türkiye'si değil, dünyası da değil, bunu da kabullenmek lazım. Ama 30 gün süren fuar sonra 15 güne düşürüldü, 10 güne düşürüldü. Nitekim artık en son 5 Eylül - 13 Eylül, 8 güne kadar düşürüldü. Fuarın süresi de kısalıyor, etkinlikler de kısalıyor. Tamam, çocukluğumuzdaki fuarı bir daha belki yakalayamayız. İzmir Fuarı bizim sembolümüzdür. Ayakta tutulması gerekir. Geçmişten, geçmişle gelecek arasında bir köprü oluşturması gerekir. İnşallah önümüzdeki yıllarda eski şaşaalı günlerine tekrar kavuşturulur” ifadelerine yer verdi.

İzmir Gaste - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
Şilan KOCADAĞ

Bakmadan Geçme